teşekkürler annecim, teşekkürler babacım
bütün bu yalnızlığım için,
kaybıma neden olduğunuz adam için teşekkürler..

sonsuz teşekkürler çaresizliğim için..

12 01 2013

. .

Hayatımda hiç bu kadar yoğun ve perişan özlememiştim şehrimi vatanımı..
Oyle koyu bir yalnizlik ki bu ankara denen sey,
insanlarim yok burda renklerim yok kahkahalarim yok
kucak acan esnafim yok teyzelerim yok zakkumlarim yok kose basindan cikiveren denizlerim kiyilarim yok
gozyaslari bu ankara denen seyde bile gri gri akmakta

Şehrime Vatanıma ilk aşkım incim kalbim İzmir'ime;

" insan uzun aralıklarla bile olsa çocukluk
şehirlerine gitmeli mutlaka.
şehri görüp her şeyin 
nasıl hunharca değiştirildiğine üzülmek için değil,
şehir ne kadar değişirse değişsin oralarda hala aynı
canlılıkta duran kendini, eski kendini görmek için.
orada duran kendinden ne kadar yol aldığını, ne kadar
uzaklaştığını görmek için. doğru yönde ilerleyip
ilerlemediğine bakmak için hatta. şehirler kaydederler
çünkü.

izmir kayıtları
ilk sigarayı alsancak - karşıyaka vapurunda
içmişsen artık ne zaman sigara içsen rüzgar esecek
sanırsın. izmir'de büyümüşsen yolların er ya da geç
denize çıkacağını... sanırsın. herkesin öyle ya da
böyle lafın bir yerinde şaka yapacağını,
gülüşeceğinizi, kızların hep şen şakrak olacağını...
sanırsın.
efelenen kadınları bildiğin için kadın olarak,
ondan sonra hep efelenebileceğini sanırsın. paçan ilk
kez aşağıya alındığında, omuz atacağım bu hayata
derken fena halde omuz yediğinde koşup alsancak -
karşıyaka vapuruna o ilk sigarayı yeniden içmek,
izmir'e "ama sen bana böyle dememiştin" demek ister
canın.
dolmuşlarda, otobüslerde yanında oturanla
konuşmaya başlayacağını, en mahrem dertlerini
anlatıvereceğini, onun da sana hakikaten dinleyip
işleri kolaylaştırıcı bir şeyler söylemeye gayret
edeceğini... sanırsın.

asfalya
salataların hep ışıl ışıl zeytinyağlı olacağını,
çekirdeğe herkesin çiğdem diyeceğini, sinirlenenlerin
"asfalyalarının atacağını", balık yerken terenin
unutulmayacağını, her şehirde sabahları boyoz
bulabileceğini, gevrek deyince simit demek istediğini
herkesin anlayacağını, gevreğin yanında da mutlaka
tulum peyniri olacağını... sanırsın. kumru dediğinde
simit ekmeğine yapılmış domatesli - biberli - peynirli
küçük sandviçleri kastettiğinin anlaşılacağını
filan... sanırsın.
her şehirde çocukken gidilen ve çok hayret edilen
fuarların olduğunu, "pavyon" denince ülkelerin
standlarının bulunduğu neşeli hangarların
kastedildiğini, sosisli sandviçin ve şıranın fuarla
ilgili bir mesele olduğunu, lunapark denen şeyin
fuarın mütemmim cüzü olduğunu, fuar denen yerde
yürüyünce çocukların çok yorulduğunu ve yorulmuş
çocukların hep kucakta taşınacağını... sanırsın.
karın dağlarda olan bir şey olduğunu, herkesin
ahtapot yediğini, herkesin biraz rumca bildiğini,
dünyadaki bütün kadınların yaz olunca mini etek
giydiğini, rakı içilince oynandığını, rakı içilmese de
oynandığını, her fırsatta oynandığını.... sanırsın.
şöyle söyleyeyim:
hiçbiri olmaz halbuki. 

ecetem@hotmail.com
ece temelkuran

yil 2013
yer ankara
gidecegi yer gelecekteki bes yil

du bakalim ya sctim ya ciktim sonsuz mutluluga

1 01 2013

2013

MUTLU YILLAR TURKIYA

Bazı kadınların canı yandığında,

   maalesef hep kızdığımız erkek atipikliğinden daha aşağılık olabiliyoruz ve bundan açık açık gurur duyabiliyoruz .) yeter ki can yanmasın..

Skor: 3-1

.)

Sevgiler .)

18 12 2012

IKINCI UYARI

efendiiiim,

bir kac zaman once bir yerden alintiladigim; bayila tesekkur ede ede okudugum ve yayinladigim bir giriyi yeniden yayinlamak isterim,

bazilarina lazim olucak cunku, kisa bir zaman sonra:

"Hani çapkın erkekler vardır; 
hali vakti yerinde, karizmatik, kendinden emin tavırlı... 
Daha bir kaç dakika önce boyacı oğlanın "bir adam boyu aşağıdan" alelacele parlattığı ayakkabılarının aksine yüreklerinin cilası pek bir sönüktür.

Bu cila eksikliğinden olsa gerek "aşk"a ve benzer samimiyetlere inançlarını çoktan kaybetmişleridir. 
Zira duygusallığı zayıflıkla eş tutar, şiddetle gereksiz bulurlar.

Bu yüzden olsa gerek bir yandan kendilerine sorun çıkartmayacak "kolay partner" kadınlar bulurken,
öte yandan da gizliden gizliye; "baş kaldıracak", "baş eğmeyecek", parayla pulla "baştan çıkarılamayacak" birinin özlemiyle bekleşir dururlar.


Karşılarına böylesi çıkınca yapacaklarının "ne" olduğunu kendileri de kestirememekle birlikte müthiş ihtiyaçları vardır her şeye "evet" demeyen,
paranın açamadığı "ketum" yanları olan "zor" kadınlara...


Yani, atılması kaçınılmaz plastik bardaktan tatsız-tuzsuz çay içerken, 
akılları hep ince belli cam bardaktan adam gibi çay içmektedir aslında,
ama bir türlü olamaz...


"Niye" derseniz, alternatifleri çoktur;
sarışınlar, esmerler, kumrallar... 

Her iş seyahati, her toplantı ve her yeni iş bağlantısı başka kadınlar demektir.
Kolay değildir onların da işi, Allah yardımcıları olsun!


Hadi yürekte "tencere dibi" tutmuşluğu kadar, istemeden de olsa az biraz "hislenebilme yetisi" kaldıysa,
ve aralarında nadiren rastlanabilecek bu etkiyle kazara sevmeye kalksalar bile;

Onlardan öyle "Julia Roberts"ı kolundan tuttuğu gibi atının terkisine atan Pretty Woman'ın sırılsıklam iş adamı "Richard Gere" tavrı beklemek de büyük yanlış olur.

Evlilik ya da ciddi birliktelik için kendilerine yakışır statüde bir kadın tercih edeceklerdir,
e tabi haklı olarak (!).


Haklarını yememek lazım iş hayatları başarılıdır. 
İş birliklerinde net ve somut sözlerle elle tutulur katkılar isterler.
Bahaneler, nedenler, mazeretler onlar için sonuçlar kadar önemli değildir.


Tebrik edilesi başarılarının farkındalığıyla, açıkça “üçüncüyü, dördüncüyü görelim” demeseler de, arar durur gözleri "birinci" olduklarından çok ama çok emin… 
Öte yandan ne kadar çok şeye sahip olsalar da içten içe mutsuz ve kaygılıdırlar… 
İltifatları sahtedir mesela, günde kaç kadına “çok güzelsin” dediklerini, kaçına “çok özel” hissettirdiklerini, kaçına “yıllardır aradığını bulmuş” hissi verdiklerini hatırlamazlar bile.

Çünkü onlar “o bakışı” öyle benimsemiştir ki mahallenin manavına bile “aradığım sendin” türünden baktıklarını kendileri de bilmezler.

"Aşk"ı havada, karada, yağmurda rüzgârda bulacağına yürekten inanan kadınlarsa "her sırlarına kadir” arkadaşlarına fısır fısır anlatmaya başlamışlardır bile bu bay ka(ri)zmayı;

“Elimi tuttu”; 
“Nasıl karizmatik, bakışlarını görmeliydin!”; 
“Galiba o da âşık, yüzüğü yoktu ama evli bile olsa mutsuzdur zavallıcık!”

“Etrafındaki türden kadınlardan bıkmış olmalı, gözleri farklı birini arıyor sanki!”; 
“Sorunlarımla nasıl da ilgilendi.”; 
“O kadar önemli biri niye bana bu kadar zaman ayırsın, işi gücü başından aşkındır”; 
“Yine görüşelim dedi, arar değil mi?”....

Oysa "bay karizma" günde kaç kadına “yine görüşelim” der,
kaç kadını “dinler gibi” yapar,
kaçının sorunlarına eğilir,
kaçına değerli vaktinden çaldırabilir ve kaçıyla verilmiş mutlu pozları vardır?


Bir türlü anlayamaz zavallı kadıncağız ya da 
“özel bir kadın" olduğunu hissettiği bu rüyadan uyanmak işine gelmediğinden 
bir süre daha kandırır kendini…" "

mesela olmasaydı da olurdu blog
geregi yoktu hani
sacma sacma alkol derecelerini saymasak da olurdu
kirletmeseydik de olurdu yani en azindan kalanlari
kalan biseyler vardiysa da
yani demem o ki alkolun tozuBulutu siyrilinca elde kocaman yalnizlik kalio gotumuze sokariz lazim olur dursun diyerekten..

affet blog,

..

sevgili blog gunaydin,

bi kac gundur icinde zorla barindirdigim kotu ve tukaka ve gri ve donuk ruhHali icin ozurler diliyorum
gayet iyiyim yolculuk planlari basladi kafamda yine, disarda dunyaGuzeli karla birlikte .)

karBiter lOllA gider .)

kismet bakalim .)

opucukler herkese gunaydinlaaaar xX

hhoohhooohooo romantizm baslasin lalalalaaaa

ankara her yilda bir defa oldugu gibi yine cokkk guzel

2009 a geri donmek istiyorum allahim