31.12.2009

mutlu yıllar

Şehre dair son varlığımı da kaybettim,
Kelimelerim de susacak yakında, burda. .
Herşey için gerçekten çok üzgünüm. .
Zaman benden yana değil,
hiç olmadı, ,
Ve benim de artık verebileceğim tebessümüm kalmadı
ne mevsime ne de zamana,
böylesine umutsuz olmazdım ben, bilirdiniz. .
akacak son damla gözyaşıma henüz zaman var,
hata yüzdemi doldurdum ve bedeli çok ağır oldu. .
adım atmaya çalışırken kaçamadım ve vuruldum,
kanlarım beynimden sızdı,
boğulmak üzereyken ayağa kalkmaya çalıştım,
ama olmadı. .
kalan son gücümle ve biraz vaktimle eşyalarımı dağıtacağım,
henüz girmediğim ve sonuçlarını bilmediğim sınavlardan geçip
veda konuşmalarımı yapacağım,
sonra hep yüzümde olmasına gayret ettiğim gülücüğümü almadan saçlarımı toplayıp çıkacağım,
arkamda gözyaşı var mı ve bakmaya cesaretim olur mu bilmiyorum,
önce şehrimden özür dilemeye gideceğim,
sonra da çıkmaya cesaret edemediğim yola çıkacağım..
hayır elbette intihar değil, yanlış anlaşılma olmasın,
çünkü bu kadar yıkık ve çaresiz olanlar için korkulur,
ama ölümü selamlamaya gitmiyorum,
herşeyden önemlisi EN BÜYÜK NEDENİMİN sonu olurum ölüme selam çakarsam. .
sadece gidiyorum,
verilecek bir hesabım kalmadı,
anlatacak bir meramım kalmadı,
dinleyecek NEDENİM kalmadı,
neyi neden yaptığımı anlatacak gücüm de,
hayat bitti dedim hayatımda iki kere,
şimdi gerçekten bitti hayat,
bilirsiniz kelebek telaşını yaşarım ben,
hep aceleciyimdir,
hep hemen derim,
bekleyemem,
beklerken yanımdakileri de kanser ederim,
ama sakin olmak hava ve su kadar önemliymiş..
çünkü ben çok ağır bir faturayla karşı karşıya kaldım,
ödediğim bedel o kadar büyük ki,
hayatımın geri kalanında unutsam da sızısı kanatacak beni,
bunu bile bile hiçbir şey yapmadın mı diyeceksiniz,
demeyin,
susmak zorundaydım,
susamadığım için şimdi susmak zorundayım,
bir yerlerde ve benim bilmediğim bir hayatta bir hayatın söz konusu olduğu beyan edilmişken. .
bunu bile bile bir şey yapamam,
bir şey diyemem,
anneler ve babalar der ya,
hayat adil değil,
doğru. .
yine derler ya,
susarsan asla konuşamazsın,
bilemem,
ben sustum, hadi konuş diyene kadar dedim,
susmam emredildi..
hayır aslında emir değildi,
sadece sus a karar verildi,
ve ben ne kadar susadığımı unutarak tamam dedim,
ve bir ferman imzaladım. .
sarı fermandı, Murathan Mungan yazmış zamanında,
buraya taşımıştım aynı NEDENDEN dolayı bir acımda,,
burası çok şeye sahne oldu, sizinle,,
birbirimizi görmeden tanımadan muhabbetler ettik
dertler paylaştık
kahkahalar attık ayrı şehir ve ülkelerden,
gözyaşları döktük,
herşey çok güzeldi
ve siz çok güzeldiniz
ve ben aslında mutluydum sizinle .)
bakın son tebessümüm kalmış size .)
bu günah çıkarma değil,
anlatıyorum çünkü "aradığınız blog bulunamadı" ile aniden karşılaşmanızı istemiyorum,
çünkü biliyorum ki üzülenler olacak :(
şu an, bu dakikada veda da değil,
sizinle vedalaşmaya geleceğim yeniden,
kiminize zar zor biriktirdiğim ve artık kullanmadığım kahkahalarımı,
kiminize en içten dileklerimi,
kiminize şımarık öpücüklerimi,
kiminize anlıyorum sakin ol cümlelerimi
kiminize de neden gittiğimi anlatacak gözyaşlarımı bırakmaya geleceğim,
ve belki de yeniden burda yahut başka yerlerde buluşmanın sözünü vermek için,,
ama mutlaka,,
şimdi yaşlarımı silip ayağa kalkmalıyım,
eşyalarıma sondan yirmiyedinci kez bakmalıyım,,


Yağmurdan o kadar çok bahsedildi ki,
artık öyle rahat yağmaktan vazgeçti,
Caddeleri ıslatmakta sadece,,
Kelime oyunlarından da vazgeçti şair,
Söylemek istediği ne varsa düz ayak kurmakta cümlelerini,
sol kolunun ağrısıyla. .
Çocuk dışarda oynamaktan vazgeçti,
kapalı kapıların arkasına hapsetti kendini. .
Şair çocuğu yazmakta yağmurda,
yağmur şairi ıslatmakta. .
Geçmişte kalan her ne varsa usul usul ağlaya ağlaya çekilmekte şimdi,
ama iyi ama kötü. .
Zaman da hala akmakta tahta mutfakların kör ışıklarında,
raflarda çürümüş bakırlar,
bakla oda nohut sofa. .
Konakların cumbalarında kaldı gelinler, kasnaklarını attılar. .
Fesleğen kokulu çamlıca akşamlarının ruhu da bitti,
gülleri solduğunda. .
Bahçede kalan soğuk mermer masaların üzerinde unutuldu gül desenli nihaleler,
pazarlara düştü. .
ve gülboncukları gözyaşlarıyla yeniden yıkandı. .
Belki eski bir Kordon beyefendisiydi file çorabını sevdiği yosmanın katili. .
Adalara yolu düşen her kim vardıysa da, vazgeçtiler yağmurun kokusundan. .
Çünkü artık yağmurlar sadece caddeleri ıslatmakta,
bir şairin geçmişinde bıraktığı çocukluğunu kapalı kapıların arkasından çıkarmaya çalışırken. .
Hayat zor. .
Sus dedin ya,
Hayat bitti. .

LoLLa


Tüm bu karmaşanın içinde duyulan sesin sahibine ulaşmak için atılan adımlar,
geçen dakikalar, saatler ve de günler yorucu,
çaresizlik de korkutucu işin kötüsü,
yol nereye varır,
nereye çıkar,
çıkarsa nerde son bulur,
sonu varsa. .
en zoru da susmak,
hiç suçun yokken suçlanmak,
ve daha da kötüsü neyi neden yaptığının mantıklı hiç bir açıklamasının olmaması,
çünkü aşk mantıksızlık. .
aşıkken saçmalar ya insan,
hırçındır tapan,
görmez tapılan,
ah ne gam, ,
gece geçmez,
sabah isteksiz açar kollarını insana,
günaydın demez güneş,
yüzünü gösterirse tabii pusta kışta, ,
güne başını eğerek başlar bünye,
zaten yoktu diye konuşur kendi kendine,
geçer o gün öyle zar, zor, ,
günlük telaşeler,
imzalanması gerekenler,
katılınması gereken toplantılar,
ve o toplantıda akla düşen tebessüm, ,
ve akşam düşer havaya,
akşam da geçer ona buna telefonla,
naber nasılsınlarla,
ve gece, ,
ahh, ,
işte en zoru,
geçmez ne televizyonda şarkı söyleyen adam,
ne haberlerdeki intihar vakaları,
oyalamaz, gözünün ucu kaymaz insanın,,
aklını çekmeye çalışır o en tehlikeliden,
aslında bilir ki bünye,
o gece de uyku yok,
telefonlardan mümkün olduğunca uzak kalınmaya çalışılır,,
sonra yine başlar bir diğer gün, ,
hala susmaktır esas sorun, ,

gece gece super dagittik :))))
efenim pek sevgili Volkan'la msn dialogumuzda oyle bi noktaya geldik ki sapittik :)
efet saat sabaha karsi 3.24 iki tip pc basinda gulmekten yarilio
abi aslinda soyle yapsak koseyi doneriz deyu basladi muhabbet buraya geldi:
ilan:
dugunlere katilinilir
oynanilir
halaybasi olunur
kına yakılır
para takılır
geri alinir
cenazeye gidilir aglanilir kalabalik gosterttirilir bla bla bla

nasil :))))

ps: Cemo'caniM yeni is buldum bize .) :)

26.12.2009

Park & Hava



ne güzel disarda hava,
ciktim sagim solum dondu epey yurudum sogukta :))
ama cook iyi geldi
nefes almak guzel bisey .)
birazda yagmur ciseliodu sanki hafiften ya da sis bugusu emin diilim .)
aslinda sevmezdim ben kapali havalari
ama sanirim icinde bulundugum ruh halinden dolayi boyle oldu :/
bilen bilir havada gunes olmazsa yasayamam nerdeyse
moralim sifirlar, agresiflesirim
havayla birlikte ben de duserim :/
parlasin yeter derim gunes tepemizde
ama bugun tuhaf sekilse sancili degilim hava yuzunden .)
hosuma gitti resmen soguk ve kapali hava
yasadigim yerde bi park var,
guzel isikli ve kocamannn bi göl var icinde,
gerci uzun zamandir gidemiodum oraya,
cesaret edip guvenemedim kendime bi turlu
oraya gittigim anda sanki ağlamaya başlayacakmisim gibi geliodu ne zamandir,
ama bugun ordaydim :/
tuhaf hissettim bi yarim saat falan kendimi,
allahtan yanimda telefonum yoktu :///

puffff. .




bazen verilen kararlardan dönülür,
ve bazen, ama en çok yaprak yaprak olur insan,
öyle çok birikmiştir ki,
ya da öyle cok biriktirmiştir ki,
taşamaz içinden,
içime kaçtım der,
cevaben kahkaha alır bi zaman gelir,
ve o zaman düşünür,
sonra susar, beynini de susturmaya calışır,
belki muvaffakiyetin zaferiyle sarhoş gezer bi zaman,
ama öyle bi zaman gelir ki,
tam önünde, masasının hemen kenarında duran kadehine dalar,
türk filminden fırlamış acılı karakter misali düşünür,
uzağa dalar karanlıkta,
aslında gördüğü pek bişey de yoktur,
aklında tek sey,
evirir, çevirir, döndürür, dolaştırır
iç çeker, susar, kadehine uzanır bir yudum, sigarası düşer parmaklarından düşünürken,
öyle bişey farkeder ki,
anlık susuşlar işte esas o zaman başlar,
zamanında susma diye haykırdığı, şimdi sus pus olmuştur,
düşmüştür gölgesi üzerine,
kirpiklerini açmaya korkar,
çünkü orda öyle bişey vardır ki,
dışarı çıktığında tam karşısında,
evet tam karşısında,,
sonra sessizce arkasını döner, içi orda kalarak,,
beyin kendini bırakmıştır zaten o anda,
ya hava soğuktur titremektedir,
ya da . .




Bir çizik daha. .



Bıçak gibi keskin cümlelerinden geçtim,
ayaklarım kan revan içinde. .
Yüzünde bana ait izler çıktı karşıma, adınla birlikte. .
Tırnaklarım sırtından avuçlarıma yer değiştirdi. .

.
.

.

R: Asaletim sadece aşkının tapınağına girdiğimde olacak içimde.
Bir gün yıkılırsa bedenin başka ülkelerin çamurlu evlerinde,
Bil ki, bütün denizleri ayaklarına dökeceğim.

J: Eğer, sevgin azalacaksa gittikçe çoğalan aşkımdan,
Bırak avcılar çıkarsın kalbimi yerinden!
Sök at ne varsa,
çamura bulanmış sevdaları, bu dağların ceylanlarını, kana susamış kontları
ve senden arta kalan şu cılız bedenimi!
Yok et, benim olmadığım bütün şatoları.
Görebileceğin bir şey kalmasın benden kalan…
,
,
,

R: Senin dudaklarınla, dudaklarım günahtan arındı.

J: Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı.

R: Öyleyse ver bana günahımı geri..
Savaşır gözlerimle gönlüm öldüresiye,
Senin güzelliğinin ganimeti yüzünden..
Gözüm kovar gönlümü seni görmesin diye,
Gönlüm ister gözüme pay vermemek yüzünden,
Gönlüm bildirir senin orada yattığını
Öyle bir hücrede ki, giremez billur gözler
Gözüm inkara kalkar gönlün anlattığını,
Güzel yüzünün ona sığındığını söyler,
Gönlü dinleyip karar vermek için toplanır düşünceler kurulusoruşturur hakçası
Kurulun yargısıyla bir karara bağlanır
Seven gözün payıyla duyan gönlün parçası..
Şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulurlar..
Ölümleri olur zaferleri..
Öpüşürken yanıp tutuşan ateşle barut gibi..

.
.
.

23.12.2009

drunkTime


guzel biseyler dusunmek istiyorum mutlu zamanlari,
gozlerimin icinde merak ve bulutlar olan zamanlari,
muhasebe dersimi geri istiyorum :'(

gittim

edit: geriGeldim (3.23 am)
hafif sarhosum fazla diil :/ kafam basio yani
noel baba gelsin ruyama

gittim yine
belki dönmem dönemem bes dakika bekle git

22.12.2009

Noel Mimi :/


biriciğim Bekriya'M beni mimlemiş lakin ben kendi derdimin dolaylarinda dolanip durdugumdan dolayi es gecmisim :(
kendisinden özürler dileyerekten bu en guzel bi mimi yaziiip pasliciiiim burun ceke ceke .)

mimKonusumuz: sevgili 2010 ve bizim kendisinden isteklerimiz:

ps: bu sefer fazla sey istemicem daraldim ben her yeni gelen yil bişiler goturuo aq :((
hatta yeni yıl yaklaşırken pas vermicem ki beni es gecsin eger nöel dayı istedigim bi kac parca seyi yapmassa :/

* manolo blahnik ayakkabilarim olsun istiorum babama citlattim ama sen de bi gaza getirsen iyi olucak

* husky' mi cok özledim onu bana getir nöel dayi

* kırmızı ruj surmek istiorum ama suremiorum saclarim sari oldugundan mutevellit fahise gibi duruo bende bi ayarlama yapsan iyi olur

(her sari sacli kadina ruj gitmez demiorum bende nahos duruo)

(mutevellit kelimesinin anlamini tam olarak bilmiorum ama buraya cok yakisti affola teşbihte hata varsa)

* OKUL BITSIN NÖEL DAYI AMA O DA BENIMLE GELSIN :'(


* artik okulu bitirmek istiorum noel dayı yardim edebilirsen iyi olur ama yukardaki sartimi da gozardi etme bence, yoksa yeniyıla girmicem :(


ps: sevgili Bekriya'M bak fazla sey istemiorum bu yıl dikkat ettiysen :/ ama gelecek yıl tozunu attiricam yeni yılın hatirlat bana nolur :/

ps II: eveeeet bu mimimimimizi paslicaaam sevgiliDostlerim:

Efsa' M dicem görürse yazsin dicem yazmazsa da ifadesini ayricana aliriz dicem :)

Cemo'caniM yazsin yani Antika İnsan ve Maceralari :)

The SummerSon yazsin

EskiyleYeni yazsin :)

Eliza Doolittle yani Amsterdam'dan Kartpostallar yazsinn :)

eveeeet bakalim onlar ne isticek Noel Dayı ya da Noel Baba'dan :)))

ps: eheue kendimi super rontgenci gibi hissediorum su an niyeyse :)


21.12.2009

.

itinayla icilecek bugun,
sarhoslugun ustune basip, dehlize varincaya kadar icilecek,
ki kafa kalmasin,
beyin dusunmekten cikmasin,
gunun anlami unutulsun,
en son sahneye cikilip selam verilmeye calisilsin ama yine becerilemesin
ve sadece ahh denilebilsin. .

saygilar sevgiler gulucukler gozyasilar opucukler herkese teeek tek. .


zor bi gundu. .
yine. .

video


oy haftalardir bu kadar gulmemistim :)))))
e tabi sinirlerimde bozuk, bunun ustune bide sevdigim bayildigim muhtesem kadin Demet Evgar gelince, LoLLa mutfak masasinin uzerindeki laptopunun uzerine kapanarak aglama derecesinde kahkaha krizine girdi dakikalar once :))))))))))))))))))))))
aaaay allaaaam yaaaaa hhooofffff lanetli ayıcık yogican beni bitirdi henuz toparlanabildim
kicim basim bi yere kaydi gulmekten mahvoldum ahauahauahaua gecenin bi yarisi annemi bile uyandirdim :) kocaman gozlerle "bebegiiiiiim iyi misin ahhh tuh LoLLa kuzucum minnosum hayatim bi sus noldu anlat" diye diye mahvoldu :))))
sonuc: takriben yarim saat once kahkahalar atarak yataga geri donen anne modeli :))))))
eheueheueheueheueh hhhhooooooofffffffff

ps: nnoollluuurrrr izleyin noolluuurrrrrrrrrr :)

ps II: 1 Aralık tarihli 56. bölüm, 1 Kadın 1 Erkek

ps III: depresyona iyi gelen nadide dizilerden :)

ps IV: :'(

ps V: ee gulduk gecti gitti :s simdi :s :/

ps VI: hhhooofff

19.12.2009

hahaha!


toefl sinavi aqzimin orta yerine tukurdu gayet sinirlerim tepemde 2,5 gundur !
babamla belli araliklarla tartisiyoruz, aliskanlik yapmasindan korkuorum kendi acimdan !
gayet gevsek durumdayim aslinda aksama dogru basliorum alkol alimina, theYoung&theRestless'in esliginde tum perdeler kapali ve sigara dumani ve aralarda severek tukettigim baileys (artikKahvesiz) ile ayin yapiorum !
ve hiç bir insan evladi ile dialog kurmak istemiyorum

ps: babam sanirim insan evladi degil israrla pesimde dolasip kalacak yeri napicaz lolla konusalim kızım bi dedigi icin

ps: ilginc

ps: bahsettigim dizinin ilk bolumleri bi b.ka benzemio

gittim

video

aaaaaaayyyyy su an butun sinir uclarim ayakta bi video yuzunden :)))
acaba izleyince sizin tepkiniz nolucak :/
gerci sarki eglenceli :)))))))))))))))))
ama iste tuhaf geldi bunyeme :)

efenim sarki aslinda oldukca eski, tee 1991 yilinda klip cekilmis, ki hatirlayanlariniz vardir,
sarkinin orginal hali surda,
ama esas sorun sarkiyi tee o zaman soyleyen kızla bugunku konu mankenimiz yani Selen Görgüzel aynı kişi mi ben anlayamadim?
benziolar gerci ama ;)

'benziolar sanki, lenn acabaaa :s??!?' diye dusunmemin nedeni Selen Görgüzel'in bu sarkiyi kendi resimleriyle ve kendi sesiyle cover seklinde ve video halinde yeniden sunmasi yakın zamanda :s

anlatabildim mi bilmiorum ama her iki videoyu da izledikten sonra netlesicek derdim :/
:)
psikolojim bozuldu ya :/
allaaaam sen koru yarebbim hepimizi :s
evden de kacilmicak artik hea :s
eheue allah korusun da hakkatten soyle bi agiz tadiyla macera istense de evden kacilsa hoop bi aranjorun falan yataginda bulcez kendimizi :)))))))))
sonra hello izmir helo turkiyaaaa :)))))))))))))))))))))))))))

tobeeeee :/

sonradan gelen edit:

ahauahaua su an koptum yerlerdeyim mahvoldum kahroldum oooof :)))
bakınız soyle bi haber var Selen Görgüzel & Ferdi Akarnur ile ilgili,

"...aynı dizide oynadığım arkadaşım Ferdi Akarnur da taciz edip göğüslerimi elleyip dudaklarımı öpmeye çalıştı.
Bulunduğu dizi setinde bu olaylara başta Emel Müftüoğlu ve diğer arkadaşlarım şahittir. Bana yaşattıkları böyle bir olayı hukuksal olarak arayacağım” dedi.

Selen Görgüzel’i taciz ettiği öne sürülen dizi oyuncusu Ferdi Akarnur’un, “Evet, doğru taciz ettim. İstedim ama vermedi, doğru vermedi” sözleri şaşkınlık yarattı.


allaaaaam yaaaw olaylara bak :/

hayir aslinda trajikomik bi olay ve cok cirkin elbette !

lakin Ferdi Akarnur'un olaya cevaben soyledikleri ve soyleyis tariz guldurdu beni :)

yani adam o kadar net bi sekilde aciklamis ki :/ :)dogru mu degil mi bilemeyiz ama gulunesi :)

sarkının sözleri merak edenlere :))))

hello malatya ne var ne yok orda
çok özledim laf aramızda
gürbüz güzel bir kız idim
ne hale geldim bak sonunda

cillop gibi bir kızdım
dikişte nakışta hızlıydım
daha doğuştan nazlıydım
doğrusu biraz da saftım
paparazzilere bayılırdım
artislere tapardım
beyazperde, televizyona
bende artis olmalıydım

o gün de piyasada geziyormuş
meşhur edecek kız arıyormuş
esmiş rüzgar uçmuş eteğim
çıkmış ortaya yeteneğim meteneğim
gel kız seni artiz yapayım
ama önce tadına bakayım
ismini değiştirip yeni ad takayım
şu hapları bir yut bakayım dedi

dedi

hello malatya ne var ne yok orda
çok özledim laf aramızda
gürbüz güzel bir kız idim
ne hale geldim bak sonunda

düzdüm çeyizlik bohçayı
doldurdum pazeni basmayı
bi de not yazdım bizimkilere
haftaya kalmaz artizim anne

bende bu kadar heves varken
millet yetenek şöhret ararken
e bu aslan beni keşfetmişken
meşhurum milliyim artisim anne

mektubunda babam kızgın diyorsun
ay baba ne var yani ne oluyorsun
duydum ki çifteyi dolduruyorsun
cihangirde ev aldım müjdeler olsun

film çekiyorum
kamera da nerde
göremiyorum
bir gram oldum yiyemiyorum
eski fistanımı giyemiyorum
kız anne çağırıp duruyorsun amma ben artiz oldum dönemiyorum

sarkinin eski versiyonunda bir de su bolum wa;

"üzülme anne sil gözyaşını
namus lekesi dert değil artık
çamaşırın ortasına yerleştirecen
ön yıkamasız programı seçecen

(kötü adam)
artiz yapılır servisiyim ben
muhabbetinizin tellalıyım ben
ne ünlüler geçiyor elimden
düşerse yolunuz acar(?!!) diye sorunuz"


hhhiii allaaaam sen koru :/

:))))

kaynak







efenim bir hatun var buralarda .)
kendisi KoKosh ;)
kokoş degil aslinda zira kıyafetleri o kadar guzel ki,
nerden biliorum cunku yaklasik 10 parca urun aldim kendisinden,
ve kabul basta tedirgindim, allahim acaba resimde gorulenler gibi degilse nolucak, hatunKişi iade de kabul etmez eyvah eyvah diye diye yedim kendimi .)
hayır ona caktirmadim kızdırırsam gondermez walla oyle de cadi ;))))
efenim ben bi converse delisiyim bu arada, su an dolabimda yaklasik olarak 13 tane converse duruo kimisi yeni kimisi eski yırtık pırtık, bi neci ConverseCollector'um ben yani ;)
hayır para bok degil, hobi işte napiym .)
neyse kendisindeki sari ve eskitilmiş converseleri gorunce allaaaam bunlar benim olcak diye hirs yaptim :)
onlara bakarken gozlerim durur mu hırkalar, kemerler falan da tutturdum KoKosh nolur nolurrr diye :)
ve sonuç:

iki gun sonra aksam:
KoKosh sen nasil harikasin yaaaaa super oldu bunlar yaaa tesekkur ederimmmm diye ciglik atiodum msglarimda :)

kısaca efenim gorulesi, incelenesi, dolaba gidip bakılasi neyim eksik diye ve KoKoshhhh yardim et diye bagirilasi bi hatun ;)

ps: ben pişman olmadım ya gerisi pehhhh ;))))

I LOVE YOUUUU KOKOSHHHHH ;)

13.12.2009

Kırlangıç



"Kırlangıçın biri, bir adama aşık olmuş,

Penceresinin önüne konmuş, bütün cesaretini toplamış, röfleli tüylerini kabartmış, güzel durduğuna ikna olduktan sonra...

Küçük sevimli gagasıyla cama vurmuş.

Tık... Tık... Tık.

* * *

Adam cama bakmış.

Ama içeride kendi işleriyle uğraşıyormuş.

Bir meşgulmüş, bir meşgulmüş!

Kimmiş onu işinden alıkoyan?

Minik bir kırlangıç!

* * *

Heyecanlı kırlangıç, telaşını bastırmaya çalışarak, deriiin bir nefes almış şirin gagasını açmış, sözcükler dökülmeye başlamış:

- Hey adam! Ben seni seviyorum. Nedeni'ni, niçin'ini sorma. Uzun zamandır seni izliyorum. Bugün cesaret buldum konuşmaya. Lütfen pencereyi aç ve beni içeri al. Birlikte yaşayalım.

* * *

Adam birden parlamış.

Yok daha neler?

- Durduk yerde sen de nereden çıktın şimdi? Olmaz, alamam! demiş.

Gerekçesi de pek sersemceymiş:

- Sen bir kuşsun! Hiç kuş, insana aşık olur mu?

* * *

Kırlangıç mahçup olmuş.

Başını önüne eğmiş.

Ama pes etmemiş, bir süre sonra tekrar pencereye gelmiş, gülümseyerek bir kez daha şansını denemiş:

- Adam, adam! Hadi aç artık şu pencereni. Al beni içeri! Ben sana dost olurum. Hiç canını sıkmam.

Adam kararlı, adam ısrarlı:

- Yok, yok ben seni içeri alamam demiş.

Biraz da kaba mıymış, neymiş, lafı kısa kesmiş:

- İşim gücüm var, git başımdan!

* * *

Aradan bir zaman geçmiş, kırlangıç son kez adamın penceresine gelmiş:

- Bak soğuklar da başladı, üşüyorum dışarıda. Aç şu pencereyi al beni içeri. Yoksa, sıcak yerlere göç etmek zorunda kalırım. Çünkü ben ancak sıcakta yaşarım. Pişman olmazsın, seni eğlendiririm. Birlikte yemek yeriz, bak hem sen de yalnızsın! Yalnızlığını paylaşırım... demiş.

Bazıları, gerçekleri duymayı sevmezmiş.

Adam bu yalnızlık meselesine içerlemiş.

Pek bir sinirlenmiş.

- Ben yalnızlığımdan memnunum demiş.

Kuştan onu rahat bırakmasını istemiş.

Düpedüz kovmuş.

Kırlangıç, son denemesinden de başarısızlıkla çıkınca, başını önüne eğmiş, çekip gitmiş.

* * *

Yine aradan zaman geçmiş.

Adam, önce düşünmüş, sonra kendi kendine itiraf etmiş:

- Hay benim akılsız başım demiş.

- Ne kadar aptallık ettim! Beklenmedik bir anda karşıma çıkan bir dostluk fırsatını teptim. Niye onun teklifini kabul etmedim ki? Şimdi böyle kös kös oturacağıma, keyifli vakit geçirirdik birlikte.

Pişman olmuş olmasına ama iş işten geçmiş.

Yine de kendi kendini rahatlatmayı ihmal etmemiş:

- Sıcaklar başlayınca, kırlangıcım nasıl olsa yine gelir. Ben de onu içeri alır, mutlu bir hayat sürerim.

* * *

Ve çok uzunca bir süre, sıcakların gelmesini beklemiş.

Gözü yollardaymış.

Yaz gelmiş, başka kırlangıçlar gelmiş.

Ama...

Onunki hiç görünmemiş!

Yazın sonuna kadar penceresi açık beklemiş ama boşuna. Kırlangıç yokmuş! Gelen başka kırlangıçlara sormuş ama gören olmamış. Sonunda danışmak ve bilgi almak için bir bilge kişiye gitmiş. Olanları anlatmış. Bilge kişi gözlerini adama dikmiş ve demiş ki:

- Kırlangıçların ömrü altı aydır... "


Ayşe ARMAN


ne kadar guzel bisi bu ya :)
biraz zaman ve sabır istio ama degiyo bi sure sonra,
cok ilginc sekilde therapy etkisi var oyunun :)

bide imvu diye garip bişi kesfettim :/
gercekten garip, birbirini tanımayan insanların chat yapmaları uzerinden donuo anladigim kadarıyla,
gercek karakterler falan dio ama cix, bize gore degil.

neyse travian gercekten cok eglenceli, henuz kesfetmemis olanlar varsa bakin derim .)

hala kafamin bi yerinde toefl var ayrica :(
ustelik londra planlari babamin sayesinde yeniden gundemde :/
cok fenayim :(
karmakarisik halet-i ruhiyem buraya da yansio farkindayim onun da :/
ama siz beni seversiniz dimi :$
mazur gorulecegimi biliorum Ne Diyo Yine Bu LoLLa demeden :(
ah bide ben bilsem ne dedigimi, ,

an itibariyle tahıl ambarlarim doluo bu arada ;)

gitmis gibi yaparaktan sabahliorum efenim buralardayim .)


ahahaaah
bazen cok zor. .
beynin zorlanması. .
hardTimes yahut partTimes,
iki durumda da sabrın sınırları soz konusu,
garip calisan bi beyin varsa ortada, hic olmaması daha yeg aslinda,

12.12.2009

. .




eheueheue di ti pi kapatilmis :)
aman aman iyi masallah touch the wood
4300 dinde amin masallah ve bilumum dua cumleleri :D
eheuee bakınız iyi bişi oldu bile ;)
brava TC brava :))))))))))))))))))))))))))

ps: dalga gecer gibi oldu biraz ama degil,
tamam inceden var bi istihza lakin tamamen ditipi ve diger yardak&yardakcilara. . !

ps II: bu da bi baslangictir ;)

ps III: devami gelsinnnnnn insallah .)


ps IV: sevgiler gulucuklerle .)

10.12.2009

Efsa, bazen. .


ağlamak güzeldir bazen ya,
sus deyip boğaza aklı tıkamanın da tadı başkadır ya,
en çok ama en çok kafanı yere eğip yutkunmaktır sessizce,
bazen şartlar değişmek zorundadır ya,
neyi neden yaptığını sorgulamadan sadece kabullenmektir çizilen yolu,
çizgi bellidir artık,
rampa istememektedir bünye,
tamam der beyinle işbirliği yapar bazı hayatlar,,
arkasına bakmadan ve ayağına değen taşlara basmadan geçip gitmeye çabalar,
yeterince yaralıdır hayat çünkü,,
madem der tamam der ve susar. .
aslında sessiz çığlıklar atmaktadır hayat içerden,
kul kurar, kader ordan gülerse güler, ,
ben sana demiştim denildiğini hatırlatır bir başka yerdeki hayat,
ve sus artık der susmalısın der,
silkinir hayat yeniden ve bir başka güne daha hazırlanır sabahı selamlayarak. .
bir diğer hayat da orada sabahlarken aslında birbirlerini selamlamaktadırlar. .
hayattır. .
susmalıdır. .

Efsa' ya. .
ve onun eşsiz dostluğuna, konuşmadan anlayabildiği & anlatabildiği için. .

sadece burad yasayim, sevimli komsularim olsun ve bi pubGirl olayim gevrek kahkahalar atan sevimli ihtiyar teyzeler amcalar olsun :(
hhhooofffffffff depressMood. .
ps: resmin uzerine tiklayip save pls .)


buyrun burda arzu ederseniz kendisi :)

ben de an itibariyle keşfettim, haliHazırda bi numaralı daral olaraktan ve daralaraktan kucuk twitter muamalesi yapicam gibi gorunuo :)))))

ha kendi blogumun suyu mu cikti dersek, hayir ama nedense yeniBebekBlogun ismi pek hosuma gitti :)) sanki butun darallar, daralmislar, daralacak olanlar ve daraltmayi dusunenlerin yeni toplanma yeri olucak gibime geliiii :))))

bi nevi sanal ekşiSözlükZirveleri gibin, ya da kucuk twitterimsi gibin :))))

zira yaklasik iki haftadir darallardayim, herkesi itinayla daraltmaktayim :/

ps: tesekkurler Cemo'caniM firsat icin :))))

5.12.2009

:'(((



bişi dicem ama fazla gülmek yok :(
dün gece sabaha karsi 4 sularinda Harry Potter & HalfBlood Prince'i izledim ve filmin sonunda gözlerim ağlamaktan şişmiş bi şekilde yatagima gittim usul usul içimi çekerek :(
çok üzüldüm :(
su gicikToefl yuzunden filmi altyazisiz izledim, tam olarak turkce gibi anlayamama rağmen içim çıktı ağlamaktan o son sahnelerde dialoglarda :(
Snape Dumbledore' u öldürdü :'( allaaan cezasi herif :'(((

ps: bi daha harry potter izlemicem

:'(




























20.11.2009

geceDarali


biyolojik saatime bişiler oldu :s
uyku dengem tamamen alt ust durumda :s
ayın belirli zamanlarinda sabahliyorum hic uykuya gitmeden, ama bazen de aksam dokuz oldu mu uyku geldim hadi dio :s
zamaninda uyku kacirip ders calismak icin ictigim kahveler simdi bana tamamen dusman :s
espresso dahi uykumu kacirmio artik, tam tersi uykumu bile getirio zaman zaman :s
herkes mersine ben tersine durumu da degil :(
bi garip bisey oldum ben :s
evet bu yazi dengesiz oldu biraz ama bildiginiz ic doktum :s :)
mutfakta pc karsisinda yanimda kultaplam, sigaralarim ve koca bardak sut !
takriben 1 saat once de viski ictim en sevmedigim jb olanindan :s
varin dusunun artik sevgili canim midemin halini :s
niye bunu yapiorum bilmiorum ama yapiorum iste :/
hhoofff mevsimsel depresyonu birakali da cok oldu :s
o zaman murat boz dinleyelim :)))))))

ps: sacmaladim gayet farkindayim aflara sigina sigina :/
llllooolloooooyyyyyy ;)

sevgiler herkese kucak dolusu .)

15.11.2009

ciciSon


efenim adım adım yaklaşıyorum sevgili sonuma :)

dunku sınavım suppppperOtesi gecti oolllaaeeyyyyyyyyloooeeeeeyyyyy ALLAAAM TESEKKUR EDERIM BURDAN DA SANA :$ .)

simdi kaldi pazartesi yani yarın, SALI VE EN ONEMLISI DANDIRIK TOEFL LISTENING+SPEAKING=WRITING :SsS :), ve çarşamba son vizeaaaa :)))))))))))

uuuffsss biri üzerime fluently speaking ve clearly writing yetenegi atsın yaaa :((


neyse gidelim ve geri gelelim .)

opucukkkklerrrrr

Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927


NASIL ATA'M?


az önce sevgili toslumbağa'nın blogunda haberim oldu,
bilmeyenlerimiz muhakkak vardır, benim yeni haberim oldu örneğin. .
ANDIMIZ KALDIRILSIN diyen ve BU ULKEDE YASAYANLAR VAR !

ne kadar ilginç değil mi?

SİKTİRİN GİDİN
DİYEBİLSEK KEŞKE
VE ONLAR DA GİTSELER BU ÜLKEDEN, BAŞKA YERDE GİDİP OKUMASALAR KEŞKE !

henüz kesinleşmemiş ama vardır ya bir deyim
ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ,,

bir kaç ilginçlik buldum bu arada,
lütfen bakınız, özellikle rica ediyorum. .
bir web-sitesine rastladım hemen az önce, aktüel bakış
açılıyor mu site?
Ben de hayır, açılmıyor,
yasaklı site. .
yoksa benim internetimde dnslerimde mi bi sorun var?
umarım öyledir. .
sitedeki haberin başlığı "kürt açılımında ilk 26 adım belli oldu"'ymuş. .
ama şu an yasaklı sanıyorum. .

bir diğer ilginç bilok (blogtan saymıyorum ayrımcılıksa evet bunu yapıyorum şu an aglamakliyim ofkeliyim korkuyorum ve burdan gitmek istiyorum simdi su anda aglaya aglaya !)
kendisi BURDA, demis ki :
İMZA KAMPANYASINA SEN DE KATIL! ANDIMIZ KALDIRILSIN

sonra bir diğer haber:
sp lideri kurtulmuş diooooooo ki; ANDIMIZIN KALDIRILMASI GEREKIYOR
ve hatta densiz YENİ BİR ANAYASA KAÇINILMAZDIR
o da burda

daha fazla bakamadım konuya,

bilirsiniz asla ayrımcılık yapmam, asla hiç kimseyi küçümsemem, haddimi bilirim
ve kolay kolay suclayamam aglayıveririm ben. .
en cok siz bilirsiniz belki de burda,

AMA su an oyle bi durumdayım ki
ayrımcılıgın allahini yapmak istiyorum sokaklara cikip kurtler ulkeyi terk diye bagirmak istiorum sonra da ANITKABİR' e gidip ağlamak istiyorum hem de mozalede degil,
en alt katta mezara kapanıp da !!!

halbuki cogu kurt kokenli insanin bu olanlarda ve alinan kararlarda bi sucu yok,
olsa bile bazilarinin, en azindan bu kadar tepkiyi haketmiyolar bence,
aileler var orda, kucuk bebekler var, yasamaya calisan insanlar var, insan onlar da. .

AMA ÖYLE BİR AN GELDİ Kİ ARTIK. .
ARTIK SİKTİĞİMİN HABERLERİNİ İZLEMEKTEN KORKUYORUZ !
korkmuyoruz mu yalan mi?

benim esas korkum bir sabah uyanacağız ve flash haberler de;

FLASH FLASH FLASH ! ANITKABİR' İN YERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE KARAR VERİLDİ ! AZ SONRA !
diyecekler ve bizler de mal gibi bakakalicaz cunku elimizden hiç bir şey gelmez,
gelmiyor, ister istemez gelmiyor lanetler olsun ki!
hay amına koyam yaaaaaaaaaa ! ! !

haa bi de burda biseyler var çelik sinirlere sahip olan dostlarim için. .


ATA'M GERİ GEL :'(


heaaa buldum galiba :s :)))
ahhh be Kare Bisküvi ahhhhh yaaa oldu mu simdi kafama takmak bunu :))))
efenim sevgili Kare Bisküvi gene bişeyi merak etti, buyrun kendisi burda ;)
hayir adam anormal nerde ucubik sey var onu merak ediii :)))
Kare Bisküvi'M surda soyle bişi wa bak:

"Bazı isimler ise doğum yeri veya zamani ile ilgili şeylerde ifade edebilir.
Mesela ; "Jing - Pekin (Beijing), Chen (sabah), Dong (Kis), Xin (Güvenilir)"
veya geleceği ile ilgili umutlarla ilgili olabilir; Jian (sağlık), Shou (Uzun yasam), Fu (mutluluk)Neticede yaklaşık 22,000 aile ismi kullanılırdı ama bu sayı şu anda 3500 e düştü.
" diyo burda.
simdi mantiga vurursak demek ki adamlarin isimleri uzun sureli olarak kullanilacaksa her dile cevrilip kullanilio, ama yok kisa sureliyse orginal halleri kullanilio :))

ama daha arastirilmis bişi istiosan buyrun bunu verelim :)))

"Bu yazıyı internetten gelen "Çince harfler" aramaları için yazıyorum. Çünkü aslında Çince harfler diye birşey yok. Çinliler Çincede harfler yerine Çince karakterler kullanıyorlar. Bu karakterlere Çince'de Hanzi deniyor. Çinde yazı karakterleri sadece ses belirtmek için kullanılmıyor. Bu karakterler ilk çağlarda çizilen resimlerden türemiş bir yazı dili olduğundan farklı dillerde farklı şekillerde okunabiliyor ancak anlamı değişmiyor. Qing hanedanlığı döneminde yazılan ve 1716'de yayınlanan Kangxi sözlüğü'ne göre Çince dilinde toplam 47000 karakter bulunuyor.
Bu karakterlerin hepsini akılda tutmak elbette ki çok zor. Bu yüzden genelde Çince konuşmak için 3000 yada 4000 karakter bilmenin yeterli olduğu söyleniyor.
Çincede her karakter farklı bir ses ve doğal olarak da farklı bir anlam taşıyor.
Bu karakterler yan yana gelerek daha başka kelimeler oluşturabiliyor. Yani her iki Çince karakterin de ne anlama geldiğini bilseniz bile ikisinin birlikte ne anlama geldiğini bilemeyebiliyorsunuz.
Bazı Çince kitaplarında gördüğünüz latin harfleri ise sadece Çince karakterlerin nasıl okunduğunu öğretmek amacı ile kullanılıyor.
Yani Çince dili içerisinde Latin alfabesi, harfler kullanılmıyor." diolar :)

kaynak

hea sen de beni
LoKabi a.ş diye uyut aq :)))))))))))))))))))))))))))))))))

eheueheueheue bulduk iste onemli olan bu ama dimi uykular rahat ;))))))


ve tam da bugun, iste bugun, yaneee babalar gibi bi 16 eylul sabahi
(itWas@10.oo, ing pratik yapiorum da; Deniz Yıldızı'M duy da gururlan benle basaricam dimi ;)) tezimi sunmus bulunmaktayim a dostlar :)))

gayette sabahin 8'ini biraz gece okulda olmak suretiyle beklemeye basladim efenim,
ilk bi saat iyiydi hostu ama hata verdim sonra ve evden calip uykulu gozlerle hazirlayip termosa veryansin ettigim ama yine beceremedigim ve makineyi bagirttigim ristrettoya ragmen, uyuyan ve ise gitmek icin hazirlanan en sevdiklerimi aradim uyuyanlari da uyandirdim sabah kabusu gibi hebele seklinde .)))
(cumle uzun ama oldu bu sefer yaptim hatasiz :) )

neyse saat 10da basladiiiiiik 12.1 5 te bitti koca tez, e ben olmusum o sirada bir cin tabii biter :)))

bugunun onemi su ki; ocakta mezun olmam icin onumde sadece Toefl speaking kaldi :s :'(

(allaaaaam napicam ya cok kasiyo beni pc yle ingilizce konusmak :s )

neyse bugun sabah 10 sularindan itibaren bitti spss, frekans, mean, ki kare, etc :))))

(:s yani insallah tabii :s allaahimm yook yok tevbe buyuk konusmuorum sen ne istersen o olur :s)

vee diger onemli sey; hayirlara vesile olsun artik msnim Ispanyolca :s
ahauahauahauaha şoka girdim zaten calismayan ve nanik yapan sevgili allaan cezasi msnim çat diye ispanyolca oldu takriben 1 saat once aq :(

bu msn benim basima cook is acti aslinda :(
mail adresim once yaban ellere gitti, microsofta yalvar yakar bi ingilizceyle mail dosendim bakin arkadasim benim tum guvenlik bilgilerim burda, bu mail bana ait geri verin bana tum kredi kartlarimin sifresi zarti zurtu onda mahvolurum davalar acarim size deyu :)
ve bi sabah yine çat diye geri verdi cici dayılar bana adresimi :)))
ama tabii bunda essiz yarim aklimin da payi var, zira ben mail adreslerimin hicbirinde birakin kart sifrelerini okul numarami bile yazmam :))))
ama demek ki yapanlar var ki adamlar hemen harekete gecti gayet akademik ingilizceyle once onay maili, sonra guvenlik seysi ve en son içinde bir iyi dilek bulunan yeni sifremi bana geri verdiler :) loy :))

ha sonra norton yukledim canim pc'me, haydaaa msn acilmadi bu sefer :s
herkeslerden geri bildirimler aldim laaan engelledin mi beni deyu :s :(
utanmadi babam bile sordu minnos beni msnden engelledin mi diye :s
eööh baba yaaa dediydim :)))

neyse o sorunu da hallettim yeni yeni paytak adimlarla kurdum msni nortonu attim gecenlerde ve yine çaaaaat!
simdi de alet ispanyolca aq :s

hhhooof hooof :s

neyse ama bitti ya tez olsun :)))
ispanyolcayi da ogrenirim hatta toeflde sorulara ispanyolca cevap verir sinav biterken de ole! ole! ole! der selam verir cikarim :))))

(ne etiket ama wuhhhhuuu)

;))

kisssesss lovessss .)


usuyorum feci felaket hem de :( havalar isinsin diye dua edicem :(

ooff allaaaam yarin da buyuk gun :s
allaaam bitsin su okul artik noolurrrrrr hayirlisiyla sag salim yareppim nolur yaaaa :'((

gidiorum snifff & hickks :'(((


hehhh bulduuum :)
sevgili Kare Bisküvi ile kafamizi karistirip bizi uykusuz birakan (abarttim) Captcha seysini yakaladik :)
efenim daha once de (epey once) bu durumdan muzdariptim 'allaaam bu kelimeler nasi cikio yarebbim eheuehe' deyu,
baktim Kare Bisküvi' de yazmis muzdarasyon olarak hemmmeeen yettim gali dedim ve kisa bi toplanti yaptik iki kişi :) azinliktayiz su an ama eminim ki merakta olan arizalar vardir benim gibi :)))
hatta biz olayi daha da abartmisiz Kare Bisküvi bunlardan bi anlam cikarmaya baslamis, ben de cumle kurmaya falan baslamistim nerdeyse :)

efenim soyleymis olay (alıntı);

bu sey bi testmis (istatistik bilenler bilir, turing testi imis bu zimbirti :s)
"..Onay penceresinde önünüzde iki tane sözcük getiriliyor. 1 tanesi sunucunun bildiği ve ürettiği 1 tanesi ise hiç tanımadığı, kitaplardan taranmış ama OCR sistemlerinin otomatik olarak tam veya hiç algılayamadığı bir sözcük..."

gerci bizimkinde bi sozcuk wa ama olsun bi neci captcha seysi iste :)

yani galiba :s
esas merakim giderildi ama bknz kitaplardan taraniomus :s
allaaam sinavlarda boyle olsun test olsun hihi :))

ahauahauah allaaaam cok komik kelimeler wa :)))))
bknz bazilari; Vuysacks , 666oeh, ve en ilginci bu :s

ps: OCR Optical Character Recognition


muck


walla en ilginci bu oldu bana gore :))
tamam biliorum sucluyum hataliyim copy paste yapiorum utanmadan ama uzun uzun ozet cikarip yazamam ki :(

ozurler diliyorum herkesten .(


Üç harfin tılsımı


Arapça’da “özel olan” anlamına gelen harem kelimesi, h, r, m harf dizilimlerinden oluşan “haram”, “harim” ve “hurma” kelimelerinin basharfleri.
Aynı harf dizilimine sahip bu kelimeler, aslında anlam olarak da birbirlerini tamamlıyorlar. “Harem” özel olan” anlamını taşırken, “haram” yasak olan, harim kadınla ilgili olan” anlamına geliyor.
Hurma ise Arapça’da halk arasında “kadın” demek. (miş)

Osmanlı sultanlarının özel yaşamlarını geçirdikleri yer olan Harem-i Hümayun Dairesi,
doktorların dışında, dışarıdan kimsenin giremediği yasak bir yerdi.
Cariyeler, valide sultanlar ile sultanların gözdeleri olan kadınların yaşadığı Harem Dairesi,
bugün bile teşhir ediliyor olmasına karşın, Venedikli tüccarların aktardıkları dışında halen bir giz olmaya devam ediyor.

Harem-i Hümayun Dairesi, ağırlığını ve gizliliğini henüz içeri adımınızı atmadan hissettiriyor.
Harem’in üst düzey saltanat kadınlarının ve padişahın yaşadığı kısma açılan Cümle Kapısı (Saltanat Kapısı)’ nın üzerinde yazan Kur’an ayeti sizi bu saklı yaşama saygıya çağırıyor:

Kendi evleriniz dışındaki evlere izin istemeden ve orada yaşayanlara selam vermeden girmeyiniz.”

Harem-i Hümayun Dairesi:

Osmanlı Hanedanı’nın Beyazıt’ta bulunan Eski Saray’dan sonra 400 yıl boyunca yaşamını sürdürdüğü Harem-i Hümayun Dairesi,
birçok dönemin mimari üslubunu barındırdığı için Osmanlı mimarisi açısından
iyi bir örnek teşkil ediyor.
Hakkında fazla bir belge olmayan Haremi-i Hümayun Dairesi’nin Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren büyüdüğü ve kurumsallaştığı biliniyor.
Yine bu konuyla ilgili olarak herhangi bir belge olmasa da Yeni Saray mutfaklarının yıllık masrafı dikkate alındığında, Kanuni Sultan Süleyman'dan III. Murad dönemine kadar harem sakinlerinin sayısında ciddi bir artış gözlemleniyor.

Yaklaşık olarak 300 oda, 9 hamam, 2 cami, 1 hastane, 1 çamaşırlık ve koğuşlardan oluşan, sultanın özel yaşamını geçirdiği bölümün bir parçası olan yapı, Osmanlı İmparatorluğu’nun
hiyerarşik yapısını bütünüyle yansıtıyor. 1665 yılında çıkan yangından büyük oranda zarar gören Harem Dairesi, yenilemeler ve genişletilmelerin
ardından günümüzdeki halini alıyor.

Topkapı Sarayı’nın diğer bölümlerinden özenle ayrılan Harem-i Hümayun Dairesi gruplara ayrılıyor.
Girişte bulunan ilk kısımda, Habeş kökenli zenci hizmetliler olan Kara Hadım Ağaları kalıyor.
Ardından Cümle Kapısı ile kadınefendi ile cariyelerin, valide sultanların, padişah ve şehzadelerin yaşadıkları yerleri saran taşlıklara geçiliyor.
Birinci bölümde Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılan, Valide Taşlığı çevresinde, Haliç’e bakan yapıda, sultana yakın olanlar yani, valide sultanlar, veliaht şehzade ve başkadınların kaldığı yapı yer alıyor.

Güneyinde ise “usta” cariyelerin kaldığı ve odaları Haliç’i gören yapı bulunuyor.

Harem-i Hümayun Dairesi’nin dış dünyayla olan bağlantısı, Babüssaade dışında Araba Kapısı’yla sağlanıyor.
Harem kadınları kente çıkmak için arabalara buradan biniyor.

İsmini, sultanın geçerken hizmetlilerine altın dağıtmasından alan Altın Yol da sultanın haremden Has Odası’na geçişi sağlıyor. Sultanlar, harem ve Has Oda arasında genellikle bu yolu kullanıyorlar.

Her sultanın kendisine özel olarak yaptırdığı köşklerden oluşan ve haremin bağımsız köşkleri olarak isimlendirilen yapılar, hemen hemen her odada bulunan ve rivayete göre, konuşulanların duyulmaması için gerekli görülen musluklar, herhangi bir suikaste tedbir olarak sultanın altın kafesli hamamı ile işlevselliği göz önünde bulundurularak inşa edilen yapılar dışında, sarayın belki de en önemli kurumu Enderun Mektebi oldukça dikkat çekiyor.

Saraya yönetici yetiştiren Itri ve Evliya Çelebi gibi isimlerin eğitim gördüğü okul, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü İlber Ortaylı’ya göre “Osmanlı’nın Oxford’u”.


Harim


Özellikle Beyazıt’ta bulunan Eski Saray tarafından beslenen Harem Dairesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim anlayışıyla idare ediliyordu.
Bu anlamda Harem, devşirme kapıkulu kadrosunun bir kanadını oluşturuyordu.
Kendi içinde belli bir hiyerarşiye sahip olan kurumun tüm üyeleri sultanın hizmetini görüyordu.
Enderun’lulardan, hadım edilmiş harem ağalarına ve cariyelere kadar herkes sultana hizmet için sarayda bulunuyordu.

5-16 yaş grubundan cariyeler saraya alınıyor, en iyi şekilde eğitiliyor, Türk-İslam kültürünü öğreniyor ve yeteneklerine göre birçok sanat dalıyla ilgilenmeleri sağlanıyordu.
Genellikle, gidilen uzak seferlerde, sultanlara hediye olarak sunulan bu kızlara, ilk önce görgü kuralları öğretiliyordu.
Acemi denilen bu dönemde cariyeler, etkili bakış, işveli yürüyüş, yumuşak tebessüm ve tutumluluk gibi temel bir eğitimden geçiyordu.
Eğitimlerinin ileri safhalarında cariyeler, şâkirt (öğrenci) ve usta oluyor, gedikli sınıflarına yükseliyorlardı.
Ayrıca, belli miktarda da yevmiye alıyorlardı.
Örneğin, bir cariyenin 16. yüzyıldaki günlüğü 8.4 akçeydi.
Bu süreçlerden geçen ve sultana sunulacak olan cariye, seramoniyle hazırlanıyor, çekici kokular sürünüyor ve hamamda özel olarak yıkanıyordu. Sultanın karşısına çıkmaya artık hazır olan cariye, Hünkar Sofası’nda sultana sunuluyor ve beğenilmesi halinde sultanın Has Odası’na götürülürdü.
Sultana sunulmayan iyi eğitimli cariyeler ise Enderun’daki ağalarla evlendiriliyor ve saray kültürünü yaymak göreviyle taşraya gönderiliyordu.
Ancak, sultanın kendi elleriyle evlendirdiği cariyelerin şehzadelerle evlenmeleri, Osmanlı Hanedanı’na rakip yaratmamak için yasaktı.
Belli bir hiyerarşik düzen içinde geçen Harem yaşamında bir cariyerinin değeri, sultana erkek çocuk vermesiyle ölçülüyordu.
Bundan sonra yaşamı şekillenen cariye, sultana bir erkek çocuk doğurursa “İkbal” veya “Kadınefendi” olarak adlandırılıyor ve kendisine ayrılan özel bir odaya geçiyordu.
Veliaht annesi ise Haseki” ismini alarak, “sultanın ilk kadını” sıfatıyla Valide Sultan’dan sonra en güçlü otoriteye sahip oluyordu.

Sultanın annesi Valide Sultan ise Harem’in en ayrıcalıklı sınıfına mensuptu.
Yine 16. yüzyılda günde 600 akçe alan Valide Sultan, gelirini hayır işlerinde kullanıyordu.
Harem Dairesi’nin en büyük odasına sahip olan Valide Sultanlar, her sabah yönetim hakkında sultandan rapor alabiliyor ve mahkeme kararlarını dinleyebiliyorlardı.

Gelecekleri ‘en iyi’, ‘en güzel’ olmak gibi, doğalında rekabeti getiren kıstaslara bağlı olan Harem-i Hümayun’un kadınları arasında her dönem kıskançlıklar ve kavgalar olurdu.
Ancak bu tür olaylar hiyerarşik yapıya dayandırılarak bastırılır, yerine saygı ve bağlılık gibi
kavramlarla birarada yaşamaları sağlanırdı.

İstanbul geleneğinde harem yaşantısı

İstanbul’da, Bizans ve Ortadoğu geleneklerine dayalı olarak gelişen harem sistemi, diğer kentlere oranla daha özgür bir ortam sunuyordu.
Hatta 17. yüzyıldan itibaren bir çözülme eğrisi izleyen harem yaşantısı, Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemlerinden sonra kısıtlamaları azaltılarak daha da özgürleşti.

İstanbul konaklarında aile bireyleri ve kadınlara ayrılan bölüm olan haremde yaşantı, ailenin mensup olduğu sınıfa göre şekilleniyordu. Hiçbir şekilde izlenme, rahatsız edilme olasılığı olmayan bu kadınlar dünyasına bakan komşu evlerin pencereleri kapattırılıyor, haremi gören camilerin minareleri ise bodur tutuluyordu. Kadınlar, evin erkekleriyle mabeyin denilen odalarda biraraya gelebiliyorlardı.

Harem mensubu kadınlar, erkeklerin evde olmadığı zamanlarda selamlığın kafesli pencerelerinden dışarıyı izleyebiliyorlardı.
Bunun dışında, zannedildiği gibi
dış dünyayla bağları tamamen kopmamış olan harem sakinleri, dönemin özelliğine göre, bahçelerinde komşularıyla görüşüyor, birlikte elişi yapıyor, bahçelerini süsleyen çiçeklerine bakıyorlardı.
Aslında haremdeki günlük yaşantı ailenin konumuna göre farklılık gösteriyordu.
Orta sınıf bir ailenin haremindeki kadınlar, temizlik ve yemek gibi rutin ev işlerinden sorumlu tutulurken,
konak haremlerinde kadınların günleri dedikodu yaparak, birbirlerine hikâyeler anlatarak,
kadınlar arasında düzenlenen eğlencelerle geçerdi.

İlerleyen dönemdeki yalı haremleri kadınlar için daha özgür bir yaşam sunuyordu.
Bu dönemdeki kadınlar, kendi aralarında piknikler düzenliyor ve çeşitli oyunlar oynayarak vakit geçiriyorlardı.

Odalarına oldukça özen gösteren, yaşadıkları yerleri özel kılmaya itina eden harem kadınları, çamaşırlarını sakladıkları sandık odasına dahi, özel lavanta çiçeği torbaları hazırlar, odanın kendilerine özgü kokmasını sağlarlardı.

Haremlerdeki kadınların, konumlarına göre görevleri oluyordu.
Örneğin, konak sahiplerinin eşleri olan hanımefendilerin görevleri, eşlerini giydirmek ve sohbet etmekti.
Haremde eş ve odalık konumundaki kadınların ortak görevleri, harem dairesine geçerek geceyi dilediğinin odasında geçiren evin erkeğini hoş tutmaktı.

Harem yaşantısının değişmez kuralı ise cariyelerin sıkı bir disiplin altında görgü kurallarına göre yetiştirilmesiydi.

Bu anlamda haremler, İstanbul’un her yerinde, kadınlara özgü birer eğitim kurumu görevi görüyordu. Hanımları tarafından hizmete alıştırılarak yetiştirelen cariyeler, evlenme çağındaki oğullarına konaklardan kız almayı tercih eden ailelerin oğullarıyla, hanımları tarafından evlendiriliyordu.
İ
stanbul’da oldukça yaygın olan bu âdete “çırak çıkarma” deniliyordu.

Harem yaşantısını hareketli kılan, kadınların birbirlerini ziyaret etmeleriydi.

Başlıbaşına protokole dayanan ziyaretlerin kendi içinde belli kuralları vardı.

Gelen konuk kapıda karşılanır ve üzerini çıkartmasına yardımcı olunurdu.

İçeriye girmeden önce ayna karşısında kendisine çeki düzen veren konuk kadın, daha sonra teşrifatçı kalfanın refakatinde misafir odasına geçerdi.

Muhakkak işlemeli örtüsü olan gümüş tepside sunulan yorgunluk kahvesinin ardından ikrama geçilirdi.

Büyük bir titizlikle ağırlanan konuklara servisler özel takımlarla, hatta elmaslı çay ve kahve kaşıkları ile yapılırdı.

Bu arada cariyeler, piyano veya ud çalarak ortamı şenlendirirlerdi.

Birbirlerini ziyaret etmek dışında harem kadınlarını en çok heyecanlandıran gezmeye gitmekti.

Genellikle bahar aylarında, “hanımiğnesi” denilen kayıklarla gidilen pikniklere kadınlar günlerce hazırlanırlardı.
Öyle ki, yiyecekten içeceğe kadar, hatta dilenciye verilecek paraya kadar en küçük ayrıntı defalarca gözden geçirilirdi.
Piknik alanlarında ise
portatif kurulan kafesler arkasından meddahlar, ortaoyuncular seyredilirdi.

Başlı başına bir eğitim kurumu olan haremler, İstanbul geleneğinde şehirliliğin getirdiği bir kültürdü.
19. yüzyılın sonlarında, toplu taşıma araçlarında kadınlarla erkekler harem kurallarına göre davranır ve bu kurala uymayanlar ‘taşralı’ denilerek ayıplanırlardı.

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nca yasaklanan haremler,
İstanbul geleneğinde, günlük yaşamı ince görgü kurallarıyla düzenleyen bir kültürdü.

Kuralları aşan bir kadın: Hürrem Sultan
Yeni Saray’a bir esir olarak getirilen Hürrem Sultan’a, Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk bakışta âşık olduğu anlatılır.
Öyle ki, padişahların özel yaşamlarındaki kuralları sarsan bu aşk hikâyesi, Osmanlı tarihinin seyrini de değiştirir.

Osmanlı padişahlarının her cariyeden bir erkek çocuğa sahip olması ve bir daha o cariyeyle ilişkiye girmemesi kuralı Hürrem Sultan’la bozuldu.
Osmanlı Hanedanı’nda o güne kadar görülmemiş bir şekilde, Kanuni Sultan Süleyman’dan birden çok erkek çocuk sahibi olan Hürrem Sultan, aynı zamanda yaşamını Harem Dairesi’nde sürdürmesiyle de yine bir ilki gerçekleştirdi.

Erkek çocuk sahibi olduktan sonra Harem’den ayrılan diğer cariyelerden farklı olarak Hürrem Sultan, çocuklarını da aldı ve tekrar Topkapı Sarayı Harem-i Hümayun Dairesi’ne yerleşti. Hürrem Sultan’ın 1540 yıllarında Harem’e yerleşmesiyle, Harem kadrosu da kurumsallaşmaya başladı.

Yabancı kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Kanun Koyucu ayrıca Hürrem Sultan’la evlendi ve yine Osmanlı kurallarına aykırı olarak düğün yaptı.
Tüm bu olanlar İstanbul halkını tedirgin etti ve söylentilerin önüne geçilemedi. Hatta Hürrem Sultan’ı büyücü ilan edenler bile oldu.

Tüm çalkantılara rağmen Hürrem Sultan, Osmanlı’nın en kudretli sultanı, Kanun Koyucu’nun resmi karısı olarak tarihteki yerini aldı.


Behice Özden
Kaynak: In İstanbul 4. sayı

kaynak




Hünkar Dairesi :


Hünkar Dairesi orta sofalıdır.
Bu daireye padişah ailesi bile dahil olmak uzere belli bir adap ve düzen içinde girebilmektedir.
Padişahın yatak odası da burada bulunmaktadır ve özellikle bu mahallerde izinsiz bulunmak yasaktır.

Bu dairenin iç güvenliğinden, temizliğinden kısacası her türlü işinden hazinedarlar ve onların emrinde çalışan hünkar kalfaları sorumlu olmuştur.
Padişah bu daire içinde bulunduğunda ona bizzat hizmet etme yetkisi Hazinedar Usta ve İkinci Hazinedarlara aitti;

padişaha “usta” adı verilen üst düzey cariyelerin veya diğerlerinin hizmet etmesi esnasında hazinedarlar yine devrede olurlardı.

Hünkar Dairesi’nin orta ve bodrum katlarında rütbelerine göre bu hazinedarlar ve hünkar kalfaları ve acemileri kalırdı.

Ancak bunların da esas daireleri Harem bitişiğindeki “Yeni Daire” adı verilen yerdeydi.
Harem hünkar dairesinin törenlerde kullanılan ve günümüzdeki adıyla Mavi Salon olarak bilinen bölümün dışında, bir de Yatak Dairesi adı verilen ve özel bir mimari tasarım sonucu
dış gözlerden uzak tutulmuş bir ikinci bölümü daha vardır.
Padişahın özel yaşantısının saygınlığı ve kişiye özelliği, mimariye bu şekilde yansıtılmış;
bir başka deyişle özel hayatın mahremiyeti korunmuştur.



Valide Sultan Dairesi :

Harem bölümünün denize nazır ikinci dairesi Valide Sultan’a aitti.
Deniz tarafından bakıldığında saray bu bölümle sona erer.
Bu dairenin plan şeması ilk bakışta çok karmaşık gibi görünse de,
aslında bu durum valide sultan dairesinin işlevi ve Harem’deki mutlak hakim konumu düşünüldüğünde kolayca anlaşılır.

Birbirini izleyen çok sayıdaki koridor, kapılar, servis merdivenleri... v.b. mimari düzenlemeler,
valide sultan dairesinin Harem’i tam anlamıyla kontrol etme ve yönetimi altında tutma işleviyle uyum içindedir.

Bu daire ile ilgili dikkat çeken bir başka husus da aynı anda hem hünkar dairesine hem de kadınefendiler dairesine açılan ve her iki bölüme de kolayca ulaşabilen bir konumda düzenlenmiş olmasıdır.

Bu dairenin etkinliğine ve harem ölçeğinde stratejik bir değer taşıdığına işaret eden bir diğer plan özelliği de; bu dairenin hünkar dairesi ile kadınefendiler dairesi arasında ve tam köşe sayılabilecek bir mevkide bulunmasıdır.

Valide Sultan dairesinin Harem’deki kadınefendiler dairesinden olan ayrıcalığı ve üstünlüğü mekanların düzenlenişinde de görülür.

Kadınefendiler daireleri yan yana ve aynı formda düzenlenmiştir.
Bu dairelerin dekorasyonunda ve diğer mimari elemanlarının ayrıntılarında görülen küçük farklılıklara rağmen plan şemaları aynıdır.

Tanzimat öncesinde valide sultan kethudalığına eşdeğer bir konumda olan hazinedar usta, son dönem Harem teşkilatının en yetkilisidir.

Valide Sultan Harem’i hazinedar ustalar aracılığı ile yönetirdi.
Bütün kadınlar ondan çekinir, onu sayarlardı.
Harem’deki bütün kabul ve törenlerde etkili bir rol üstlenirdi.
İlerde padişah dairesinde hizmet edecek cariyelerin eğitiminden de sorumluydu aynı zamanda.
Padişah haremde bulundukça hünkar dairesinde bulunur, padişah ve eşleri arasındaki haberleşmeyi sağlardı.

Baş, ikinci ve üçüncü hazinedarlar, padişahın yanına girer, oturur ve emirleri bizzat alırlardı.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci hazinedarlar ise yanlarına aldıkları gece gündüz hünkar dairesinde nöbet tutarlardı.
Valide Sultan’a bu kadar yakın konumda olan ve Harem’deki bütün hizmet sınıfının (cariyeler) amiri Hazinedar Kalfa’nın dairesi, padişah dairesine en yakın bir mesafede düzenlenmiştir;
çünkü padişah Harem’de bulunduğu sürece ona hizmeti doğrudan sunan veya yapılan hizmete nezaret eden yine hazinedar kalfadır.

.
.
.
.

devamı



Cellat arapça kokenli bir kelimeymis. Kırbaçlayan, eziyet eden anlamındaymış.

Kara Ali Osmanlı tarihindeki en meşhur ve en korkunç cellatlardan biriymiş.
Padişah celladı olarak da tarihe geçmiş.

Cellat Kara Ali, Sultan İbrahim'den önce onun Sadrazamı Hezarpare Ahmet Paşa`yı boğmuş :s
(öldürüldükten sonra cesedi küçük parçalara ayrıldığı için hezarpare yani binparça denilmiş)

ve soyle bi durum var bu adamda;
Sultan İbrahim'i boğmak için hücreye girmiş ama padişahın haykırışlarına dayanamayarak disari kaçmış :(
Ama Sadrazam Sofu Mehmet Paşa değneğini yere vurarak onu tekrar içeri yollamış ve yardımcılarının da yardımıyla gözyaşları içinde ağlaya ağlaya infazı gerçekleştirmiş :s :'(

ekşi sözlük' te şöyle yazio;

"öldürmeden önce kurbanın derisini yüzmesi, omuz başlarını oyup içinde mum koyup yakması en son da bir kuyudaki kancaları atıp ölmesini beklemesi ile meşhurdur.
kendisinden bahseden tarihçiler "bu adamın yüzünde nurdan eser yoktu" derler." :s

diğer bi bilgi;

"insan vucudunu/metabolizmanın işleyişini bir cerrah kadar iyi bilirmiş ve bu sayede öldürmeden haftalarca süründürecek işkenceler yapabilirmiş." :Ss


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa' nın olayı beni dondurdu, çelik gibi sinir tam da bu olsa gerek :s :(

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, idamından biraz önce namazını kılmış, vucudunun topraga dusmesi icin yerdeki butun kilimleri toplatmis ve celladi isini cabuk ve maharetle yapmasi icin cesaretlendirmis :s

bu meslegin tarihi Osmanlı' da 15. yy' a dayaniomus.
idamlık mahkumlar, önce Balıkhane Kasr' ına gönderilirmiş,
suçu kesinleşince de üçüncü gün kendisine kızıl kadehte bir şerbet sunulurmuş.
Dünyadaki son nasibi olan buz gibi soğuk şerbeti içen mahkum, zindandan çıkarılıp,
Topkapı Sarayı' ndaki Cellat Çeşmesi' ne götürülürmüş.
Ve taşın üzerine başı konularak Cellatbaşının güçlü bir kılıç darbesiyle idam edilirmiş :(
İnfazdan sonra kanlı palalar, satırlar, bu çeşmede yıkandığı için Cellat Çeşmesi denilmiş bu çeşmeye.
Siyaset Çeşmesi de denilirmiş :s
Cellatlara da Meydân-ı Siyaset Ustası' denirmiş :sSs
Çeşme halen Topkapı Sarayı' nın ön bahçesindeymiş :s

Osmanlı tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 28 Ocak 1595 tarihinde yaşanmış :’(

Üçüncü Mehmet , 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuş :(

Ertesi gün Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler, kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar bulunan 19 şehzade tabutu konmuş :'(((

“Tarihçi Reşat Ekrem Koçu: ”… cana kıyan, kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın, mezarlıklarına kabul etmemesi son derece takdire şayandır.” demiştir.


Bu nedenle, Osmanlı cellatlar için İstanbul’un en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan ayrı olarak buraya gömülmüştür.


İstanbul’da iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir,

Haldun Hürel ”İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık” adlı eserinde bunlardan birinin, Edirnekapı’dan Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında olduğunu yazar.
Diğer bir cellat mezarlığı da Eyüpte, mezarlıklar arasından dar bir yokuşla çıkılan, Fransız yazar Pierre Loti’nin bir müddet yaşadığı, şimdilerde müze-kafe olan evin önünden gidilerek çıkılan, Karyağdı bayırında, Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir.

(resource)



günümüzde de var bir cellat öyküsü :(
"12 Eylül döneminde Erdal Eren'in infazını gerçekleştiren Cellat Hüseyin 1985'te Nokta'ya verdiği röportajda şöyle diyor:
"Beni kana susamış ilan ettiler. İdam kararını ben mi verdim? Ben devletin dediğini yaptım."
Cellatların çoğunun yoksulluk yüzünden bu mesleği seçtiklerini anlatan kitapta, cellatların anıları, çeşitli röportajlarından derlenen açıklamalarının yanı sıra cellatlığın tarihi, günümüzdeki infazlar gibi bölümler de var." (resource)


ayrıntılı bilgi burda :(

nerden takildim ki ya buna ben harem'i arastiriodum :s :((((
oof cok uzuldum ya :(((