Ey Türk gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.

Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.

İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.

Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!

Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.

İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.

Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!

Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927


NASIL ATA'M?


az önce sevgili toslumbağa'nın blogunda haberim oldu,
bilmeyenlerimiz muhakkak vardır, benim yeni haberim oldu örneğin. .
ANDIMIZ KALDIRILSIN diyen ve BU ULKEDE YASAYANLAR VAR !

ne kadar ilginç değil mi?

SİKTİRİN GİDİN
DİYEBİLSEK KEŞKE
VE ONLAR DA GİTSELER BU ÜLKEDEN, BAŞKA YERDE GİDİP OKUMASALAR KEŞKE !

henüz kesinleşmemiş ama vardır ya bir deyim
ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ,,

bir kaç ilginçlik buldum bu arada,
lütfen bakınız, özellikle rica ediyorum. .
bir web-sitesine rastladım hemen az önce, aktüel bakış
açılıyor mu site?
Ben de hayır, açılmıyor,
yasaklı site. .
yoksa benim internetimde dnslerimde mi bi sorun var?
umarım öyledir. .
sitedeki haberin başlığı "kürt açılımında ilk 26 adım belli oldu"'ymuş. .
ama şu an yasaklı sanıyorum. .

bir diğer ilginç bilok (blogtan saymıyorum ayrımcılıksa evet bunu yapıyorum şu an aglamakliyim ofkeliyim korkuyorum ve burdan gitmek istiyorum simdi su anda aglaya aglaya !)
kendisi BURDA, demis ki :
İMZA KAMPANYASINA SEN DE KATIL! ANDIMIZ KALDIRILSIN

sonra bir diğer haber:
sp lideri kurtulmuş diooooooo ki; ANDIMIZIN KALDIRILMASI GEREKIYOR
ve hatta densiz YENİ BİR ANAYASA KAÇINILMAZDIR
o da burda

daha fazla bakamadım konuya,

bilirsiniz asla ayrımcılık yapmam, asla hiç kimseyi küçümsemem, haddimi bilirim
ve kolay kolay suclayamam aglayıveririm ben. .
en cok siz bilirsiniz belki de burda,

AMA su an oyle bi durumdayım ki
ayrımcılıgın allahini yapmak istiyorum sokaklara cikip kurtler ulkeyi terk diye bagirmak istiorum sonra da ANITKABİR' e gidip ağlamak istiyorum hem de mozalede degil,
en alt katta mezara kapanıp da !!!

halbuki cogu kurt kokenli insanin bu olanlarda ve alinan kararlarda bi sucu yok,
olsa bile bazilarinin, en azindan bu kadar tepkiyi haketmiyolar bence,
aileler var orda, kucuk bebekler var, yasamaya calisan insanlar var, insan onlar da. .

AMA ÖYLE BİR AN GELDİ Kİ ARTIK. .
ARTIK SİKTİĞİMİN HABERLERİNİ İZLEMEKTEN KORKUYORUZ !
korkmuyoruz mu yalan mi?

benim esas korkum bir sabah uyanacağız ve flash haberler de;

FLASH FLASH FLASH ! ANITKABİR' İN YERİNİN DEĞİŞTİRİLMESİNE KARAR VERİLDİ ! AZ SONRA !
diyecekler ve bizler de mal gibi bakakalicaz cunku elimizden hiç bir şey gelmez,
gelmiyor, ister istemez gelmiyor lanetler olsun ki!
hay amına koyam yaaaaaaaaaa ! ! !

haa bi de burda biseyler var çelik sinirlere sahip olan dostlarim için. .


ATA'M GERİ GEL :'(


heaaa buldum galiba :s :)))
ahhh be Kare Bisküvi ahhhhh yaaa oldu mu simdi kafama takmak bunu :))))
efenim sevgili Kare Bisküvi gene bişeyi merak etti, buyrun kendisi burda ;)
hayir adam anormal nerde ucubik sey var onu merak ediii :)))
Kare Bisküvi'M surda soyle bişi wa bak:

"Bazı isimler ise doğum yeri veya zamani ile ilgili şeylerde ifade edebilir.
Mesela ; "Jing - Pekin (Beijing), Chen (sabah), Dong (Kis), Xin (Güvenilir)"
veya geleceği ile ilgili umutlarla ilgili olabilir; Jian (sağlık), Shou (Uzun yasam), Fu (mutluluk)Neticede yaklaşık 22,000 aile ismi kullanılırdı ama bu sayı şu anda 3500 e düştü.
" diyo burda.
simdi mantiga vurursak demek ki adamlarin isimleri uzun sureli olarak kullanilacaksa her dile cevrilip kullanilio, ama yok kisa sureliyse orginal halleri kullanilio :))

ama daha arastirilmis bişi istiosan buyrun bunu verelim :)))

"Bu yazıyı internetten gelen "Çince harfler" aramaları için yazıyorum. Çünkü aslında Çince harfler diye birşey yok. Çinliler Çincede harfler yerine Çince karakterler kullanıyorlar. Bu karakterlere Çince'de Hanzi deniyor. Çinde yazı karakterleri sadece ses belirtmek için kullanılmıyor. Bu karakterler ilk çağlarda çizilen resimlerden türemiş bir yazı dili olduğundan farklı dillerde farklı şekillerde okunabiliyor ancak anlamı değişmiyor. Qing hanedanlığı döneminde yazılan ve 1716'de yayınlanan Kangxi sözlüğü'ne göre Çince dilinde toplam 47000 karakter bulunuyor.
Bu karakterlerin hepsini akılda tutmak elbette ki çok zor. Bu yüzden genelde Çince konuşmak için 3000 yada 4000 karakter bilmenin yeterli olduğu söyleniyor.
Çincede her karakter farklı bir ses ve doğal olarak da farklı bir anlam taşıyor.
Bu karakterler yan yana gelerek daha başka kelimeler oluşturabiliyor. Yani her iki Çince karakterin de ne anlama geldiğini bilseniz bile ikisinin birlikte ne anlama geldiğini bilemeyebiliyorsunuz.
Bazı Çince kitaplarında gördüğünüz latin harfleri ise sadece Çince karakterlerin nasıl okunduğunu öğretmek amacı ile kullanılıyor.
Yani Çince dili içerisinde Latin alfabesi, harfler kullanılmıyor." diolar :)

kaynak

hea sen de beni
LoKabi a.ş diye uyut aq :)))))))))))))))))))))))))))))))))

eheueheueheue bulduk iste onemli olan bu ama dimi uykular rahat ;))))))


ve tam da bugun, iste bugun, yaneee babalar gibi bi 16 eylul sabahi
(itWas@10.oo, ing pratik yapiorum da; Deniz Yıldızı'M duy da gururlan benle basaricam dimi ;)) tezimi sunmus bulunmaktayim a dostlar :)))

gayette sabahin 8'ini biraz gece okulda olmak suretiyle beklemeye basladim efenim,
ilk bi saat iyiydi hostu ama hata verdim sonra ve evden calip uykulu gozlerle hazirlayip termosa veryansin ettigim ama yine beceremedigim ve makineyi bagirttigim ristrettoya ragmen, uyuyan ve ise gitmek icin hazirlanan en sevdiklerimi aradim uyuyanlari da uyandirdim sabah kabusu gibi hebele seklinde .)))
(cumle uzun ama oldu bu sefer yaptim hatasiz :) )

neyse saat 10da basladiiiiiik 12.1 5 te bitti koca tez, e ben olmusum o sirada bir cin tabii biter :)))

bugunun onemi su ki; ocakta mezun olmam icin onumde sadece Toefl speaking kaldi :s :'(

(allaaaaam napicam ya cok kasiyo beni pc yle ingilizce konusmak :s )

neyse bugun sabah 10 sularindan itibaren bitti spss, frekans, mean, ki kare, etc :))))

(:s yani insallah tabii :s allaahimm yook yok tevbe buyuk konusmuorum sen ne istersen o olur :s)

vee diger onemli sey; hayirlara vesile olsun artik msnim Ispanyolca :s
ahauahauahauaha şoka girdim zaten calismayan ve nanik yapan sevgili allaan cezasi msnim çat diye ispanyolca oldu takriben 1 saat once aq :(

bu msn benim basima cook is acti aslinda :(
mail adresim once yaban ellere gitti, microsofta yalvar yakar bi ingilizceyle mail dosendim bakin arkadasim benim tum guvenlik bilgilerim burda, bu mail bana ait geri verin bana tum kredi kartlarimin sifresi zarti zurtu onda mahvolurum davalar acarim size deyu :)
ve bi sabah yine çat diye geri verdi cici dayılar bana adresimi :)))
ama tabii bunda essiz yarim aklimin da payi var, zira ben mail adreslerimin hicbirinde birakin kart sifrelerini okul numarami bile yazmam :))))
ama demek ki yapanlar var ki adamlar hemen harekete gecti gayet akademik ingilizceyle once onay maili, sonra guvenlik seysi ve en son içinde bir iyi dilek bulunan yeni sifremi bana geri verdiler :) loy :))

ha sonra norton yukledim canim pc'me, haydaaa msn acilmadi bu sefer :s
herkeslerden geri bildirimler aldim laaan engelledin mi beni deyu :s :(
utanmadi babam bile sordu minnos beni msnden engelledin mi diye :s
eööh baba yaaa dediydim :)))

neyse o sorunu da hallettim yeni yeni paytak adimlarla kurdum msni nortonu attim gecenlerde ve yine çaaaaat!
simdi de alet ispanyolca aq :s

hhhooof hooof :s

neyse ama bitti ya tez olsun :)))
ispanyolcayi da ogrenirim hatta toeflde sorulara ispanyolca cevap verir sinav biterken de ole! ole! ole! der selam verir cikarim :))))

(ne etiket ama wuhhhhuuu)

;))

kisssesss lovessss .)


usuyorum feci felaket hem de :( havalar isinsin diye dua edicem :(

ooff allaaaam yarin da buyuk gun :s
allaaam bitsin su okul artik noolurrrrrr hayirlisiyla sag salim yareppim nolur yaaaa :'((

gidiorum snifff & hickks :'(((


hehhh bulduuum :)
sevgili Kare Bisküvi ile kafamizi karistirip bizi uykusuz birakan (abarttim) Captcha seysini yakaladik :)
efenim daha once de (epey once) bu durumdan muzdariptim 'allaaam bu kelimeler nasi cikio yarebbim eheuehe' deyu,
baktim Kare Bisküvi' de yazmis muzdarasyon olarak hemmmeeen yettim gali dedim ve kisa bi toplanti yaptik iki kişi :) azinliktayiz su an ama eminim ki merakta olan arizalar vardir benim gibi :)))
hatta biz olayi daha da abartmisiz Kare Bisküvi bunlardan bi anlam cikarmaya baslamis, ben de cumle kurmaya falan baslamistim nerdeyse :)

efenim soyleymis olay (alıntı);

bu sey bi testmis (istatistik bilenler bilir, turing testi imis bu zimbirti :s)
"..Onay penceresinde önünüzde iki tane sözcük getiriliyor. 1 tanesi sunucunun bildiği ve ürettiği 1 tanesi ise hiç tanımadığı, kitaplardan taranmış ama OCR sistemlerinin otomatik olarak tam veya hiç algılayamadığı bir sözcük..."

gerci bizimkinde bi sozcuk wa ama olsun bi neci captcha seysi iste :)

yani galiba :s
esas merakim giderildi ama bknz kitaplardan taraniomus :s
allaaam sinavlarda boyle olsun test olsun hihi :))

ahauahauah allaaaam cok komik kelimeler wa :)))))
bknz bazilari; Vuysacks , 666oeh, ve en ilginci bu :s

ps: OCR Optical Character Recognition


muck


walla en ilginci bu oldu bana gore :))
tamam biliorum sucluyum hataliyim copy paste yapiorum utanmadan ama uzun uzun ozet cikarip yazamam ki :(

ozurler diliyorum herkesten .(


Üç harfin tılsımı


Arapça’da “özel olan” anlamına gelen harem kelimesi, h, r, m harf dizilimlerinden oluşan “haram”, “harim” ve “hurma” kelimelerinin basharfleri.
Aynı harf dizilimine sahip bu kelimeler, aslında anlam olarak da birbirlerini tamamlıyorlar. “Harem” özel olan” anlamını taşırken, “haram” yasak olan, harim kadınla ilgili olan” anlamına geliyor.
Hurma ise Arapça’da halk arasında “kadın” demek. (miş)

Osmanlı sultanlarının özel yaşamlarını geçirdikleri yer olan Harem-i Hümayun Dairesi,
doktorların dışında, dışarıdan kimsenin giremediği yasak bir yerdi.
Cariyeler, valide sultanlar ile sultanların gözdeleri olan kadınların yaşadığı Harem Dairesi,
bugün bile teşhir ediliyor olmasına karşın, Venedikli tüccarların aktardıkları dışında halen bir giz olmaya devam ediyor.

Harem-i Hümayun Dairesi, ağırlığını ve gizliliğini henüz içeri adımınızı atmadan hissettiriyor.
Harem’in üst düzey saltanat kadınlarının ve padişahın yaşadığı kısma açılan Cümle Kapısı (Saltanat Kapısı)’ nın üzerinde yazan Kur’an ayeti sizi bu saklı yaşama saygıya çağırıyor:

Kendi evleriniz dışındaki evlere izin istemeden ve orada yaşayanlara selam vermeden girmeyiniz.”

Harem-i Hümayun Dairesi:

Osmanlı Hanedanı’nın Beyazıt’ta bulunan Eski Saray’dan sonra 400 yıl boyunca yaşamını sürdürdüğü Harem-i Hümayun Dairesi,
birçok dönemin mimari üslubunu barındırdığı için Osmanlı mimarisi açısından
iyi bir örnek teşkil ediyor.
Hakkında fazla bir belge olmayan Haremi-i Hümayun Dairesi’nin Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren büyüdüğü ve kurumsallaştığı biliniyor.
Yine bu konuyla ilgili olarak herhangi bir belge olmasa da Yeni Saray mutfaklarının yıllık masrafı dikkate alındığında, Kanuni Sultan Süleyman'dan III. Murad dönemine kadar harem sakinlerinin sayısında ciddi bir artış gözlemleniyor.

Yaklaşık olarak 300 oda, 9 hamam, 2 cami, 1 hastane, 1 çamaşırlık ve koğuşlardan oluşan, sultanın özel yaşamını geçirdiği bölümün bir parçası olan yapı, Osmanlı İmparatorluğu’nun
hiyerarşik yapısını bütünüyle yansıtıyor. 1665 yılında çıkan yangından büyük oranda zarar gören Harem Dairesi, yenilemeler ve genişletilmelerin
ardından günümüzdeki halini alıyor.

Topkapı Sarayı’nın diğer bölümlerinden özenle ayrılan Harem-i Hümayun Dairesi gruplara ayrılıyor.
Girişte bulunan ilk kısımda, Habeş kökenli zenci hizmetliler olan Kara Hadım Ağaları kalıyor.
Ardından Cümle Kapısı ile kadınefendi ile cariyelerin, valide sultanların, padişah ve şehzadelerin yaşadıkları yerleri saran taşlıklara geçiliyor.
Birinci bölümde Fatih Sultan Mehmed döneminde yapılan, Valide Taşlığı çevresinde, Haliç’e bakan yapıda, sultana yakın olanlar yani, valide sultanlar, veliaht şehzade ve başkadınların kaldığı yapı yer alıyor.

Güneyinde ise “usta” cariyelerin kaldığı ve odaları Haliç’i gören yapı bulunuyor.

Harem-i Hümayun Dairesi’nin dış dünyayla olan bağlantısı, Babüssaade dışında Araba Kapısı’yla sağlanıyor.
Harem kadınları kente çıkmak için arabalara buradan biniyor.

İsmini, sultanın geçerken hizmetlilerine altın dağıtmasından alan Altın Yol da sultanın haremden Has Odası’na geçişi sağlıyor. Sultanlar, harem ve Has Oda arasında genellikle bu yolu kullanıyorlar.

Her sultanın kendisine özel olarak yaptırdığı köşklerden oluşan ve haremin bağımsız köşkleri olarak isimlendirilen yapılar, hemen hemen her odada bulunan ve rivayete göre, konuşulanların duyulmaması için gerekli görülen musluklar, herhangi bir suikaste tedbir olarak sultanın altın kafesli hamamı ile işlevselliği göz önünde bulundurularak inşa edilen yapılar dışında, sarayın belki de en önemli kurumu Enderun Mektebi oldukça dikkat çekiyor.

Saraya yönetici yetiştiren Itri ve Evliya Çelebi gibi isimlerin eğitim gördüğü okul, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü İlber Ortaylı’ya göre “Osmanlı’nın Oxford’u”.


Harim


Özellikle Beyazıt’ta bulunan Eski Saray tarafından beslenen Harem Dairesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetim anlayışıyla idare ediliyordu.
Bu anlamda Harem, devşirme kapıkulu kadrosunun bir kanadını oluşturuyordu.
Kendi içinde belli bir hiyerarşiye sahip olan kurumun tüm üyeleri sultanın hizmetini görüyordu.
Enderun’lulardan, hadım edilmiş harem ağalarına ve cariyelere kadar herkes sultana hizmet için sarayda bulunuyordu.

5-16 yaş grubundan cariyeler saraya alınıyor, en iyi şekilde eğitiliyor, Türk-İslam kültürünü öğreniyor ve yeteneklerine göre birçok sanat dalıyla ilgilenmeleri sağlanıyordu.
Genellikle, gidilen uzak seferlerde, sultanlara hediye olarak sunulan bu kızlara, ilk önce görgü kuralları öğretiliyordu.
Acemi denilen bu dönemde cariyeler, etkili bakış, işveli yürüyüş, yumuşak tebessüm ve tutumluluk gibi temel bir eğitimden geçiyordu.
Eğitimlerinin ileri safhalarında cariyeler, şâkirt (öğrenci) ve usta oluyor, gedikli sınıflarına yükseliyorlardı.
Ayrıca, belli miktarda da yevmiye alıyorlardı.
Örneğin, bir cariyenin 16. yüzyıldaki günlüğü 8.4 akçeydi.
Bu süreçlerden geçen ve sultana sunulacak olan cariye, seramoniyle hazırlanıyor, çekici kokular sürünüyor ve hamamda özel olarak yıkanıyordu. Sultanın karşısına çıkmaya artık hazır olan cariye, Hünkar Sofası’nda sultana sunuluyor ve beğenilmesi halinde sultanın Has Odası’na götürülürdü.
Sultana sunulmayan iyi eğitimli cariyeler ise Enderun’daki ağalarla evlendiriliyor ve saray kültürünü yaymak göreviyle taşraya gönderiliyordu.
Ancak, sultanın kendi elleriyle evlendirdiği cariyelerin şehzadelerle evlenmeleri, Osmanlı Hanedanı’na rakip yaratmamak için yasaktı.
Belli bir hiyerarşik düzen içinde geçen Harem yaşamında bir cariyerinin değeri, sultana erkek çocuk vermesiyle ölçülüyordu.
Bundan sonra yaşamı şekillenen cariye, sultana bir erkek çocuk doğurursa “İkbal” veya “Kadınefendi” olarak adlandırılıyor ve kendisine ayrılan özel bir odaya geçiyordu.
Veliaht annesi ise Haseki” ismini alarak, “sultanın ilk kadını” sıfatıyla Valide Sultan’dan sonra en güçlü otoriteye sahip oluyordu.

Sultanın annesi Valide Sultan ise Harem’in en ayrıcalıklı sınıfına mensuptu.
Yine 16. yüzyılda günde 600 akçe alan Valide Sultan, gelirini hayır işlerinde kullanıyordu.
Harem Dairesi’nin en büyük odasına sahip olan Valide Sultanlar, her sabah yönetim hakkında sultandan rapor alabiliyor ve mahkeme kararlarını dinleyebiliyorlardı.

Gelecekleri ‘en iyi’, ‘en güzel’ olmak gibi, doğalında rekabeti getiren kıstaslara bağlı olan Harem-i Hümayun’un kadınları arasında her dönem kıskançlıklar ve kavgalar olurdu.
Ancak bu tür olaylar hiyerarşik yapıya dayandırılarak bastırılır, yerine saygı ve bağlılık gibi
kavramlarla birarada yaşamaları sağlanırdı.

İstanbul geleneğinde harem yaşantısı

İstanbul’da, Bizans ve Ortadoğu geleneklerine dayalı olarak gelişen harem sistemi, diğer kentlere oranla daha özgür bir ortam sunuyordu.
Hatta 17. yüzyıldan itibaren bir çözülme eğrisi izleyen harem yaşantısı, Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemlerinden sonra kısıtlamaları azaltılarak daha da özgürleşti.

İstanbul konaklarında aile bireyleri ve kadınlara ayrılan bölüm olan haremde yaşantı, ailenin mensup olduğu sınıfa göre şekilleniyordu. Hiçbir şekilde izlenme, rahatsız edilme olasılığı olmayan bu kadınlar dünyasına bakan komşu evlerin pencereleri kapattırılıyor, haremi gören camilerin minareleri ise bodur tutuluyordu. Kadınlar, evin erkekleriyle mabeyin denilen odalarda biraraya gelebiliyorlardı.

Harem mensubu kadınlar, erkeklerin evde olmadığı zamanlarda selamlığın kafesli pencerelerinden dışarıyı izleyebiliyorlardı.
Bunun dışında, zannedildiği gibi
dış dünyayla bağları tamamen kopmamış olan harem sakinleri, dönemin özelliğine göre, bahçelerinde komşularıyla görüşüyor, birlikte elişi yapıyor, bahçelerini süsleyen çiçeklerine bakıyorlardı.
Aslında haremdeki günlük yaşantı ailenin konumuna göre farklılık gösteriyordu.
Orta sınıf bir ailenin haremindeki kadınlar, temizlik ve yemek gibi rutin ev işlerinden sorumlu tutulurken,
konak haremlerinde kadınların günleri dedikodu yaparak, birbirlerine hikâyeler anlatarak,
kadınlar arasında düzenlenen eğlencelerle geçerdi.

İlerleyen dönemdeki yalı haremleri kadınlar için daha özgür bir yaşam sunuyordu.
Bu dönemdeki kadınlar, kendi aralarında piknikler düzenliyor ve çeşitli oyunlar oynayarak vakit geçiriyorlardı.

Odalarına oldukça özen gösteren, yaşadıkları yerleri özel kılmaya itina eden harem kadınları, çamaşırlarını sakladıkları sandık odasına dahi, özel lavanta çiçeği torbaları hazırlar, odanın kendilerine özgü kokmasını sağlarlardı.

Haremlerdeki kadınların, konumlarına göre görevleri oluyordu.
Örneğin, konak sahiplerinin eşleri olan hanımefendilerin görevleri, eşlerini giydirmek ve sohbet etmekti.
Haremde eş ve odalık konumundaki kadınların ortak görevleri, harem dairesine geçerek geceyi dilediğinin odasında geçiren evin erkeğini hoş tutmaktı.

Harem yaşantısının değişmez kuralı ise cariyelerin sıkı bir disiplin altında görgü kurallarına göre yetiştirilmesiydi.

Bu anlamda haremler, İstanbul’un her yerinde, kadınlara özgü birer eğitim kurumu görevi görüyordu. Hanımları tarafından hizmete alıştırılarak yetiştirelen cariyeler, evlenme çağındaki oğullarına konaklardan kız almayı tercih eden ailelerin oğullarıyla, hanımları tarafından evlendiriliyordu.
İ
stanbul’da oldukça yaygın olan bu âdete “çırak çıkarma” deniliyordu.

Harem yaşantısını hareketli kılan, kadınların birbirlerini ziyaret etmeleriydi.

Başlıbaşına protokole dayanan ziyaretlerin kendi içinde belli kuralları vardı.

Gelen konuk kapıda karşılanır ve üzerini çıkartmasına yardımcı olunurdu.

İçeriye girmeden önce ayna karşısında kendisine çeki düzen veren konuk kadın, daha sonra teşrifatçı kalfanın refakatinde misafir odasına geçerdi.

Muhakkak işlemeli örtüsü olan gümüş tepside sunulan yorgunluk kahvesinin ardından ikrama geçilirdi.

Büyük bir titizlikle ağırlanan konuklara servisler özel takımlarla, hatta elmaslı çay ve kahve kaşıkları ile yapılırdı.

Bu arada cariyeler, piyano veya ud çalarak ortamı şenlendirirlerdi.

Birbirlerini ziyaret etmek dışında harem kadınlarını en çok heyecanlandıran gezmeye gitmekti.

Genellikle bahar aylarında, “hanımiğnesi” denilen kayıklarla gidilen pikniklere kadınlar günlerce hazırlanırlardı.
Öyle ki, yiyecekten içeceğe kadar, hatta dilenciye verilecek paraya kadar en küçük ayrıntı defalarca gözden geçirilirdi.
Piknik alanlarında ise
portatif kurulan kafesler arkasından meddahlar, ortaoyuncular seyredilirdi.

Başlı başına bir eğitim kurumu olan haremler, İstanbul geleneğinde şehirliliğin getirdiği bir kültürdü.
19. yüzyılın sonlarında, toplu taşıma araçlarında kadınlarla erkekler harem kurallarına göre davranır ve bu kurala uymayanlar ‘taşralı’ denilerek ayıplanırlardı.

1926 yılında kabul edilen Türk Medeni Kanunu’nca yasaklanan haremler,
İstanbul geleneğinde, günlük yaşamı ince görgü kurallarıyla düzenleyen bir kültürdü.

Kuralları aşan bir kadın: Hürrem Sultan
Yeni Saray’a bir esir olarak getirilen Hürrem Sultan’a, Kanuni Sultan Süleyman’ın ilk bakışta âşık olduğu anlatılır.
Öyle ki, padişahların özel yaşamlarındaki kuralları sarsan bu aşk hikâyesi, Osmanlı tarihinin seyrini de değiştirir.

Osmanlı padişahlarının her cariyeden bir erkek çocuğa sahip olması ve bir daha o cariyeyle ilişkiye girmemesi kuralı Hürrem Sultan’la bozuldu.
Osmanlı Hanedanı’nda o güne kadar görülmemiş bir şekilde, Kanuni Sultan Süleyman’dan birden çok erkek çocuk sahibi olan Hürrem Sultan, aynı zamanda yaşamını Harem Dairesi’nde sürdürmesiyle de yine bir ilki gerçekleştirdi.

Erkek çocuk sahibi olduktan sonra Harem’den ayrılan diğer cariyelerden farklı olarak Hürrem Sultan, çocuklarını da aldı ve tekrar Topkapı Sarayı Harem-i Hümayun Dairesi’ne yerleşti. Hürrem Sultan’ın 1540 yıllarında Harem’e yerleşmesiyle, Harem kadrosu da kurumsallaşmaya başladı.

Yabancı kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, Kanun Koyucu ayrıca Hürrem Sultan’la evlendi ve yine Osmanlı kurallarına aykırı olarak düğün yaptı.
Tüm bu olanlar İstanbul halkını tedirgin etti ve söylentilerin önüne geçilemedi. Hatta Hürrem Sultan’ı büyücü ilan edenler bile oldu.

Tüm çalkantılara rağmen Hürrem Sultan, Osmanlı’nın en kudretli sultanı, Kanun Koyucu’nun resmi karısı olarak tarihteki yerini aldı.


Behice Özden
Kaynak: In İstanbul 4. sayı

kaynak




Hünkar Dairesi :


Hünkar Dairesi orta sofalıdır.
Bu daireye padişah ailesi bile dahil olmak uzere belli bir adap ve düzen içinde girebilmektedir.
Padişahın yatak odası da burada bulunmaktadır ve özellikle bu mahallerde izinsiz bulunmak yasaktır.

Bu dairenin iç güvenliğinden, temizliğinden kısacası her türlü işinden hazinedarlar ve onların emrinde çalışan hünkar kalfaları sorumlu olmuştur.
Padişah bu daire içinde bulunduğunda ona bizzat hizmet etme yetkisi Hazinedar Usta ve İkinci Hazinedarlara aitti;

padişaha “usta” adı verilen üst düzey cariyelerin veya diğerlerinin hizmet etmesi esnasında hazinedarlar yine devrede olurlardı.

Hünkar Dairesi’nin orta ve bodrum katlarında rütbelerine göre bu hazinedarlar ve hünkar kalfaları ve acemileri kalırdı.

Ancak bunların da esas daireleri Harem bitişiğindeki “Yeni Daire” adı verilen yerdeydi.
Harem hünkar dairesinin törenlerde kullanılan ve günümüzdeki adıyla Mavi Salon olarak bilinen bölümün dışında, bir de Yatak Dairesi adı verilen ve özel bir mimari tasarım sonucu
dış gözlerden uzak tutulmuş bir ikinci bölümü daha vardır.
Padişahın özel yaşantısının saygınlığı ve kişiye özelliği, mimariye bu şekilde yansıtılmış;
bir başka deyişle özel hayatın mahremiyeti korunmuştur.



Valide Sultan Dairesi :

Harem bölümünün denize nazır ikinci dairesi Valide Sultan’a aitti.
Deniz tarafından bakıldığında saray bu bölümle sona erer.
Bu dairenin plan şeması ilk bakışta çok karmaşık gibi görünse de,
aslında bu durum valide sultan dairesinin işlevi ve Harem’deki mutlak hakim konumu düşünüldüğünde kolayca anlaşılır.

Birbirini izleyen çok sayıdaki koridor, kapılar, servis merdivenleri... v.b. mimari düzenlemeler,
valide sultan dairesinin Harem’i tam anlamıyla kontrol etme ve yönetimi altında tutma işleviyle uyum içindedir.

Bu daire ile ilgili dikkat çeken bir başka husus da aynı anda hem hünkar dairesine hem de kadınefendiler dairesine açılan ve her iki bölüme de kolayca ulaşabilen bir konumda düzenlenmiş olmasıdır.

Bu dairenin etkinliğine ve harem ölçeğinde stratejik bir değer taşıdığına işaret eden bir diğer plan özelliği de; bu dairenin hünkar dairesi ile kadınefendiler dairesi arasında ve tam köşe sayılabilecek bir mevkide bulunmasıdır.

Valide Sultan dairesinin Harem’deki kadınefendiler dairesinden olan ayrıcalığı ve üstünlüğü mekanların düzenlenişinde de görülür.

Kadınefendiler daireleri yan yana ve aynı formda düzenlenmiştir.
Bu dairelerin dekorasyonunda ve diğer mimari elemanlarının ayrıntılarında görülen küçük farklılıklara rağmen plan şemaları aynıdır.

Tanzimat öncesinde valide sultan kethudalığına eşdeğer bir konumda olan hazinedar usta, son dönem Harem teşkilatının en yetkilisidir.

Valide Sultan Harem’i hazinedar ustalar aracılığı ile yönetirdi.
Bütün kadınlar ondan çekinir, onu sayarlardı.
Harem’deki bütün kabul ve törenlerde etkili bir rol üstlenirdi.
İlerde padişah dairesinde hizmet edecek cariyelerin eğitiminden de sorumluydu aynı zamanda.
Padişah haremde bulundukça hünkar dairesinde bulunur, padişah ve eşleri arasındaki haberleşmeyi sağlardı.

Baş, ikinci ve üçüncü hazinedarlar, padişahın yanına girer, oturur ve emirleri bizzat alırlardı.
Üçüncü, dördüncü ve beşinci hazinedarlar ise yanlarına aldıkları gece gündüz hünkar dairesinde nöbet tutarlardı.
Valide Sultan’a bu kadar yakın konumda olan ve Harem’deki bütün hizmet sınıfının (cariyeler) amiri Hazinedar Kalfa’nın dairesi, padişah dairesine en yakın bir mesafede düzenlenmiştir;
çünkü padişah Harem’de bulunduğu sürece ona hizmeti doğrudan sunan veya yapılan hizmete nezaret eden yine hazinedar kalfadır.

.
.
.
.

devamı



Cellat arapça kokenli bir kelimeymis. Kırbaçlayan, eziyet eden anlamındaymış.

Kara Ali Osmanlı tarihindeki en meşhur ve en korkunç cellatlardan biriymiş.
Padişah celladı olarak da tarihe geçmiş.

Cellat Kara Ali, Sultan İbrahim'den önce onun Sadrazamı Hezarpare Ahmet Paşa`yı boğmuş :s
(öldürüldükten sonra cesedi küçük parçalara ayrıldığı için hezarpare yani binparça denilmiş)

ve soyle bi durum var bu adamda;
Sultan İbrahim'i boğmak için hücreye girmiş ama padişahın haykırışlarına dayanamayarak disari kaçmış :(
Ama Sadrazam Sofu Mehmet Paşa değneğini yere vurarak onu tekrar içeri yollamış ve yardımcılarının da yardımıyla gözyaşları içinde ağlaya ağlaya infazı gerçekleştirmiş :s :'(

ekşi sözlük' te şöyle yazio;

"öldürmeden önce kurbanın derisini yüzmesi, omuz başlarını oyup içinde mum koyup yakması en son da bir kuyudaki kancaları atıp ölmesini beklemesi ile meşhurdur.
kendisinden bahseden tarihçiler "bu adamın yüzünde nurdan eser yoktu" derler." :s

diğer bi bilgi;

"insan vucudunu/metabolizmanın işleyişini bir cerrah kadar iyi bilirmiş ve bu sayede öldürmeden haftalarca süründürecek işkenceler yapabilirmiş." :Ss


Merzifonlu Kara Mustafa Paşa' nın olayı beni dondurdu, çelik gibi sinir tam da bu olsa gerek :s :(

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, idamından biraz önce namazını kılmış, vucudunun topraga dusmesi icin yerdeki butun kilimleri toplatmis ve celladi isini cabuk ve maharetle yapmasi icin cesaretlendirmis :s

bu meslegin tarihi Osmanlı' da 15. yy' a dayaniomus.
idamlık mahkumlar, önce Balıkhane Kasr' ına gönderilirmiş,
suçu kesinleşince de üçüncü gün kendisine kızıl kadehte bir şerbet sunulurmuş.
Dünyadaki son nasibi olan buz gibi soğuk şerbeti içen mahkum, zindandan çıkarılıp,
Topkapı Sarayı' ndaki Cellat Çeşmesi' ne götürülürmüş.
Ve taşın üzerine başı konularak Cellatbaşının güçlü bir kılıç darbesiyle idam edilirmiş :(
İnfazdan sonra kanlı palalar, satırlar, bu çeşmede yıkandığı için Cellat Çeşmesi denilmiş bu çeşmeye.
Siyaset Çeşmesi de denilirmiş :s
Cellatlara da Meydân-ı Siyaset Ustası' denirmiş :sSs
Çeşme halen Topkapı Sarayı' nın ön bahçesindeymiş :s

Osmanlı tarihinde en hazin boğarak öldürme olayı 28 Ocak 1595 tarihinde yaşanmış :’(

Üçüncü Mehmet , 19 çocuk ve yetişkin şehzade kardeşlerini bir gecede dilsiz cellatlara boğdurmuş :(

Ertesi gün Divanı Hümayun avlusuna üzeri kıymetli örtüler, kıymetli taşlarla bezenmiş sorguçlar ve kavuklar bulunan 19 şehzade tabutu konmuş :'(((

“Tarihçi Reşat Ekrem Koçu: ”… cana kıyan, kesen veya boğan celladın ölüsünü halkın, mezarlıklarına kabul etmemesi son derece takdire şayandır.” demiştir.


Bu nedenle, Osmanlı cellatlar için İstanbul’un en ücra yerinde mezarlık yapmış ve cellatlar halktan ayrı olarak buraya gömülmüştür.


İstanbul’da iki yerde cellat mezarlığı olduğu bilinmektedir,

Haldun Hürel ”İstanbul’u Geziyorum Gözlerim Açık” adlı eserinde bunlardan birinin, Edirnekapı’dan Ayvansaraya inen kara surlarının Eğrikapı civarında olduğunu yazar.
Diğer bir cellat mezarlığı da Eyüpte, mezarlıklar arasından dar bir yokuşla çıkılan, Fransız yazar Pierre Loti’nin bir müddet yaşadığı, şimdilerde müze-kafe olan evin önünden gidilerek çıkılan, Karyağdı bayırında, Karyağdıbaba tekkesinin biraz ilerisindedir.

(resource)



günümüzde de var bir cellat öyküsü :(
"12 Eylül döneminde Erdal Eren'in infazını gerçekleştiren Cellat Hüseyin 1985'te Nokta'ya verdiği röportajda şöyle diyor:
"Beni kana susamış ilan ettiler. İdam kararını ben mi verdim? Ben devletin dediğini yaptım."
Cellatların çoğunun yoksulluk yüzünden bu mesleği seçtiklerini anlatan kitapta, cellatların anıları, çeşitli röportajlarından derlenen açıklamalarının yanı sıra cellatlığın tarihi, günümüzdeki infazlar gibi bölümler de var." (resource)


ayrıntılı bilgi burda :(

nerden takildim ki ya buna ben harem'i arastiriodum :s :((((
oof cok uzuldum ya :(((

korkunç bir felaket
afat. .
sele karsi hiç bir şey duramıyor
bu sefer belki alt yapılar bile suçlanamayacak derecede, hersey o kadar kotu :'(
yıkılan çiftlik evi ve icindeki bir ailenin kaybı. .
sulara direnemeyen canlar. .
yaşlı, genç, çocuk, henuz bebek. .
maddi hasarlar,
onarılamayacak travmalar,
acılar,
caresiz herkes. .
hiç bir şey yapılamıyor. .

hiç bir şey söylenemiyor. .

Hepimize sabırlar. .

Geçmişler olsun. .












































yok anacim yok bitti an itibariyle vazgectim gayet bilerek isteyerek :s
bu Harem dosyamiz vardi ya -gerci bi kac kisiyle hareeem yaa evet evet arastiralim okuruz biliriz- demistik ama simdi sizlere da itiraf ediorum ben beceremiycem :s
allahiiiiiim o kadar ama o kadar cok leb-i derya gibi ki bilgiler :s
bilumum kutuphane arsivlerinie girip ciksam bile orda ölür kalirim :s
zira arastirmaya basladigimda biseylerin ters gittigini farketmistim lennn yuzlerce tarih arastirmacisinin omurlerini curuttugu calismalari ben nasi yapmayi dusundum acaba :s
allaaaam sen affet yarebbim gaflete dustum sevindirik oldum bi kac fotos bi kac bilgi bulunca :s
anlatamam neler var :s
bi kere dun gece gııgle basinda saatler gecirdim tum ingilizce birikimi helak ettim isin dogrusunu ciddi kaynaklardan ogreneyim diye :s
ama yok olmadi beceremedim :s
ay yazik o tarihci amcalara teyzelere yaaa adamda kafa beyin mi kalir ya :s
bide turk sitelerinde durum gercekten vahim :s
cogunda hep birbirinden copy paste var hic bir kaynak hic bir referans yok :s
bi kac resim buldum onlari koyucam buraya (copyPaste evet :( )
ve sonra harem dosyasini kapaticam :s

ahh bide isimleri bilinen 4 saray kadınının fotosu var. ama cariye degillermis
Leyla Saz, Ayşe Sultan Osmanoğlu, Prenses Leyla Açba, Safiye Ünüvar

Prenses Leyla Açba ve Leyla Saz, Sultan hanımların nedimeliğini yapmış;

Safiye Ünüvar ise haremde 10 sene muallimelik (ogretmenlik) yapmis.

Ve dördünün de olmeden once yazdigi kitaplar var.

Leyla Saz 1845 - 1936,
Ayşe Sultan Osmanoğlu 1887 -1960,
Leyla Açba 1898 - 1931
Safiye Ünüvar

Leyla Açba hakkında şöyle bir bilgi var:
"1919 yılında padişah Sultan Vahidettin`in ilk eşi olan Emine Nazikeda Kadınefendi' nin nedimesi olarak saraya giren ve beş yıl boyunca Kadınefendi`ye hizmet eden Prenses Açba`nın saray hayatı, hanedanın yurtdışına sürülmesiyle son buluyor. Saraydan ayrıldıktan sonra Sivas`taki halasının konağına yerleşen ve `efendilerinin hayaliyle` yaşayan Leyla Açba, ölümlerle boşalan ve fakirleşen konakta vefat ediyor."

ayrıca bir haneden torunu olan inanilmaz guzel bir kadın daha: Sultan 5.Murat ve Sultan Reşat'ın soyundan gelen Ayşe Osmanoğlu.





burda da guzel bir blog

bi blog kesfettim ve allahiiiiim feci sekilde bayildim kendilerine :)
once adres: burda kendileri :)
bi kere onlar feci halde aşık bir çift .)
ikisi de sanirim gayet tutkulu birer karaktere sahipler .)
nerden anladim?
bloglarinda oyle dialoglar var ki okuduktan sonra boyle onlari arayip yaa ne guzelsiniz siz diyesiniz gelio :) yani en azindan benim elim tlfna gider gibi oldu gulerken :)))

izinleri olmadan buraya tasidim ama dayanamadim felaket guzeller cunku :)
(allaaam nazar degmesin .))

İpek'ten bir kuple:
"Tam 68 dakikadır beni sallamıyorsun Efe! okursan, biraz utanırsın belki diye yazıyorum. çok sinirlendim!!! hönkürerek ağlamaktansa seni burda rezil etmeyi uygun gördüm. şimdi iyi oku yazacaklarımı !!!"

cevaben Efe'den bir kuple:
".. Milli takım Estonya karşısında benden destek bekliyor, benden maça yüreğimi koymamı bekliyor, benden kuvvet istiyor, güç istiyor... Koca milli takım benden bu kadar şey ister beklerken ben "ipeğin o küçük serçe parmağı" ile mi ilgileneceğim allasen? ( dikkatinizi çekerim, maç sonrası ayakla ilgilendim! )"

cok guzeller cokkk .)

PS izinsizim affola :s

huhhhhuuuwwww a dostlar açıldıkkk sonunda :D
hemen buraya bi copy paste burdan ;)

Ohhhh içim soğudu walla ;)))
aldim ya yari parselini pek mutluyum pekkkk ;))) loy loyy loy
buradan sevgili LinkinPark' a yani ortagima tesekkurlerimi sunmaktayim cici bi LoLLa seklinde ;)

yeaah guy thank you ;))

biraz degisiklik yaptik efenim konseptimizde
(hhi ne guzel oldu yeni bi mekan gibin ohh oh o gunlerde gelsin allaaam nolur)
bilemiyorum ne dusunur ne der ve ne yorum yaparsiniz lakin her ne olursa kabulumuzdur bebekBlog olarak :)))

ayyhhhh pek mutluyum pek :))

neyse Saba icin bisi yaptik en azindan denedik ugrastik guzel oldu gibin :)

ama sunu belirtmem lazim forum temali siteler gibi ilerde daha da guzel olucak, sitemizi nasil buldunuz, tiklayin gorun etc tarzi kaliplari pek sevmiorum kendi adima o yuzden blog icerigini aciklama geregi de duymuorum ortada zati ;)))
evet burasi Saba hakkinda ekseriye, lakin onerilere acigiz ben ve sevgili ortagim :)
(ayy cumle cok guzel oldu:))

ha unutmadan tamam ciddi bi sabaSever olabilirim ama sadece ona methiyeler bulunsun istemiyoruz sevgiliBloggerler & anonymousler,
elimize ne gecerse gayet yayina girecek :))
mesela Saba' nin bikinili ftgrflarini gordugumde dedim e brava walla hale pak puhhh! :))

ps: diger kayitlar nerde? geliceeek ar-ge asamasindayiz efenim ;)

evet olayin ozeti budur ;)

opucukler gulucukler sevgiler .)


bogazici universitesinde tarih okumak akabinde amerika'ya gidip phD derecesine sahip olup ayni anda unlu bi arkeolog olmak isterdim sadece Osmanli Harem Dairesi ile ilgili ozel izinler alip gayet geniiiiş arastirmalar yapmak icin, sonra da prof iste :))))
tamam biliorum g.t ister ona yemez ama i wish iste :)

hani deriz ya tarihi bir yapiyi gezerken 'aah ah kimbilir burda kimler ne yasadi' diye,
iste ben o duyguyu hiç hissedemedim ama nedense sadece harem soz konusu oldugunda cok yogun bi duyguya kapiliorum.
her aksam cariyelerden birinin ruyama girip o zamanki yasantilarini anlatmasini istiorum, kiskancliklar asklar dogumlar eglenceler mutfaklar banyolar valideler hadimlar gozdeler haremagalari bahceler bahcelerdeki cicekler oturma duzenleri minderdeki desenler kiyafetleri terlikleri makyaj malzemelerini takilarini sac bakimlarini gul yaglariyla banyolarini gozde olmak icin verilen cabalari cekilen acilari falan anlatsin istiyorum :s
yok di mi boyle harem'in orginal fotograflari :s
yoksa var ama ben mi bilmiorum bilmiorum :S

dikkatimi cekti ben hic bi yerde gunesli bi harem fotografi gormedim hep kasvetli :s
ozel bi nedeni var midir acaba tasvirlerde boyle kasvet olmasinin :s

bi yerde harem'le ilgili yayin, kitap dergi gazete dvd belgesel film sergi etc ne olursa olsun kacirmadim simdiye kadar ama gelin gorunki henuz topkapi sarayi' na gitmedim :(
assinlar beni :s (allaamSenKoru)

cariye olmak nasil bi duygudur acaba felaket merak ediyorum. yani cogu zaten zorla getirilmis ama nihayetinde omurleri boyunca orda kalmis, herseylerini menseilerini unutmuslar ve padisaha gitmeyi beklemisler. iste ordaki bir kadinin psikolojisini merak ediorum ben :s
yaa tamam sacma gorunuo ama bi dusunsenize ne kadar ilginc :s

ps: bu arada bir harem gozdesine yahut valide sultanina yakisan bir isme sahip muhtesem bi kadin var hayatimda :) S ile baslamakta onun guzel adı .)

neyse bu kadar seyi sadece bi fotograf uzerine yazdim :s
gittim tamaaam :)



ve sonunda basardim la laaa laaaa LoLLaaaa :)))
pek sevgili guzel insan Sefa' yi sonunda ikna ettim loyy loy loy:))
e kolay degil adam (bilmiorum kadin mi erkek mi gerci :s) daraldi
ve sonunda al lanet olsun seni de yazar yapiiim gel buraya allaan cezasi dedi ve beni de Saba Tümer'in yanina aldi :)))))

efenim kendisinin 5 dev blogu var (sevgili Sefa'nin:))

1. ekonominin kalbi burada

2. SABA TÜMER SEVERLERİNİN BULUŞMA NOKTASI :)

3. Fullfilmyeri

4. SLAYTYERİ (sonradan gelen edit)

5. Program - Oyun - Mp3 indirme Portalınız (sonradan gelen edit II)

bunlardan en ennnn en bayildigim elbette ki Saba Tümer' li olani ;)
ama alanim ve meslegim geregi ekonomili olani
ve film merakim icin film'li olani liste basim :)))

aramizda kalmasina gerek yok evet bi cok film indirmisligim var okulda kantininde :))))

fakat burdan kendisini (saba' yi degil sefa'yi :)) sikayet etmek istiorum yuzsuz yuzsuz
(beni bogucak :s)

Sefa yaw once su temayi bi degistirseeek yazi karakterlerini puntolarini ayarlasaaak soole cillop gibin yapsak ve ben bi sekilde Saba Tümer' e bbaaaaağğkkkk naaaptik sana bi bak ama yaa bi bak nolur nolur nolur seklinde ziplasam :)

bileniniz var midir bilmiorum ama bi bu kadina bi de ayse arman' a hayranim
ayse arman'in cesaretini cok seviyorum Saba Tumer' in ise goruntusunu kahkahasini ses tonunu ellerini kullanmasini samimiyetini guzel yuzundeki o muhtesem alayci tebessumunu yuruyusunu kiyafetlerini sadeligini ama ayni zamanda süsünü seviyorum yani kadinda oyle bi nese var ki urkutuo insani :s :)))
beni biraksaniz sayfalarca yazi yazabilirim hakkinda :)
ama kisa kesmeliyim sanki :s :))))

ps: Sn Sefa beyefendiciğim bi ara su lolla arkadasiniza bi pas atsaniz da bi detaylari konussak diorum bilmiorum ne diosunuz bu konu hakkinda :)))

psII: sevgilim beni evlenemeden bosayacak blog yuzunden :s bazen telefonda konusurken ben daliorum bloga ya da bi yazi icin arastirma yapiorum sonra bi farkediorum LoLLLa! diye sertlesen bi ses :s kim tahmin edin :)))

psIII: aklimda onbintane merak ettigim sey var izin verirseniz onlari buraya tasisam :s
sıkılmadan okur musunuz sizde?

psIV: temeeem sustum simdilik :s

sonradan gelen ps I: allaaam atin beni yerlere adamin en onemli blogunu sallamamisim :s
eheueheu ortak ne baarion alla alla taam (cok pis uste cikarim:)))))

allahim cok ilgimi ceken haberler varmis gundemde bugun :s
kimbilir neler kacirdim :s

Var mısın Yok musun programinda kalan kutular acilmamis ilk defa :s
burda haber
neden oyle bisey yaptilar acaba :s

burda da ağlayınca gozlerinden kan akan çocuk :s
"Bazen gözyaşı gibi geldiklerini hissediyorum. Gözlerimin sulandığını hissediyorum. Bazen kanlı yaşlar çıkarken gözlerim yanıyor" diomus :s
allaam sen koru yaa :s

bu arada ben kacYuzYildir gazete falan okumuorum acaba tv de yokmus baksaniza bende :s
su an soktayim Deniz Akkaya hamileymis :s :s :s
ne guzel yaw :s :))
niye sasirdim bu kadar bilmiorum ama gercekten cok sasirdim birden :s
ben de bebek istiorum :'(


yapay tatlandirici da kilo aldiriomus bu arada :s (haber)

ve en hosuma giden haberden bi kac detay; :)

* Sinirlenmek tansiyona iyi geliyor,
* küfretmek acıyı hafifletiyor,
* tembellik ömür uzatıyor ve alerjileri önlüyor
* stres hafızayı güçlendiriyor,
* yüksek sesli müzik mutlu yapıyor,
* gazlı içecekler bunamayı önlüyor.
(link)


ama iste aslolan
BURDA !!!!!!!!!!!!!!! :(

burda da bi manyak :s

heaa bi de bu onemli:

"

UYKU

* Yeterli süre uyumama rağmen gün içinde yorgun ve uykulu oluyorum.

* Haftada 2 3 gece uykuya dalmakta güçlük çekiyorum.

* Akşam saatlerinde veya yatağa girdiğimde bacaklarımda tanımlayamadığım bir huzursuzluk fark ediyorum.

* Uyuyamayacağım fikri akşam saatlerinden itibaren beni endişelendiriyor.

* Yatakta sürekli bacaklarımı hareket ettiriyorum.

* Gece içinde nefes alamama hissi ile uyanıyorum.

* Horlamamın yan odalardan duyulacak kadar şiddetli olduğu söyleniyor.

* Uykuda nefesimin durduğu söyleniyor.

* Gece içinde tuvalete gitmek zorunda kalıyorum.

* Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme oluyor.

* Sabah yorgun ve baş ağrısı ile uyanıyorum.

* Geceleri bacaklarıma kramp giriyor.

* Toplantılarda, okurken veya televizyon seyrederken uyuyakalıyorum.

* Uykulu olduğum için eskisi kadar uzun süre araba kullanamıyorum.

* Gün içinde zaman zaman dayanılmaz uyku atakları yaşıyorum.

*Çok sık rüya görüyorum.

* Geceleri uykudan bağırarak ve korku ile uyandığım söyleniyor.

Yukarıdaki sorulardan birkaçına evet yanıtı veriyorsanız, bir uyku hastalığınız olabilir."

(burda, altta)


PS: usendigimden degil de copy paste yaparak cook uzun oluo okunmuo daral gelio insana o yuzden link seklinde cogu


degisik bisi hayat :s