alt kattaki komsunun cocuklari maalesef okuz&insan kirmasi.
Halbuki benim oglum, Maça, safkan.
Hayret boyleleri de varmis, okuz kirmasi olup, safkana host demeye curet eden..
Oysa ki 2500 Euro Maça'nın fiyatı. Komşuyu satsak o kadar etmez :s

Ne guzeldir biriyle -mış/miş gibi yapmak..
Hele ki sonsuz guvense, samimiyetse,,
Cok guzel bir hukuk varsa arada,,
Sıcacıksa,,
Gülüşleri de güzelse hele,
Değmeyin keyflere..
Biri bi laf atar diğerine,
Hiç açıklamalara, neden aramadınlara girilmez orda,
O an akılda ne varsa,
Hangi sahneye geldiyse sıra,,
Diğerinin de aklındadır aslında, o esnalarda,
İşte budur çakışmalar, çarpışmalar,,
Çok güldürür,
Sıcacık yapar sizi, içinizi,,
"Yine bana da garip şeyler almadın dimi" der biri,
Diğeri muzip muzip tebessümler saçar mutlu kelimelerle .)
Hiç hesap yoktur orda,
Nasıl aktıysa sahne,
Öyle gider en içten,,
Sanki hep öyleyMiş gibi,
Hep varMış gibi..
Düşünmeden akar kelimeler,
Keyifli cümleler yapar,,
Artık biri de, diğeri de sıcacık kahkahalar atmaya başlar,
İçlerinden..
Zamanlar, mekanlar karışmak üzeredir artık..
Yokluğu yahut varlığı değildir artık, esas
Ve evet esas olan, o an orda iki kişidir,,
Ev aynıdır, koltuk aynıdır, içilen bira aynıdır,
Birbirinden habersiz,,

Ama işte en zoru,
Hayalgücü,,
Hayalgücü ne kadar iyi çalışırsa, aynı oranda zorlamakta..
Olsun..
Bir şarkı girer sahneye aniden,
Feridun Düzağaç..
Eski şarkı,
Anlamlı şarkı,,
Adı gibi güzel olan şarkı..


ps: ongoin' .)


kan kırmızı aslında, aşk
yeniden yeniden yeniden
her kırmızı damlada biraz daha hayat bulmakta
delilik bu diyen çığlık sesleri,
kulaklarını kapatan bir kadın,
tam ortasında,,
en sessiz haliyle sevişmiş,
hiç konuşmadan adam,
kalkmış gitmiş,,
yüzünde tebessümleri..
bebek..
ben masalın çirkin kurbağası diyen bir şarkı, en arkada..
sen önce öpmeyi öğren diye diye ağlatan bir diğer adam, şarkıda,,
kadının gözlerindeki ifade, kan..
adamın gözlerindeki ifade, kan..
en tehlikede adam..
kadın susmalarda..

ve gece..

yakıyor elimi ne zaman uzatsam yatağın soğuk tarafı..

14.02.2012

:(


onlar her türlü bizim yanımızda..
ya biz? 
aynı şeyi kendimiz için söyleyebilir miyiz? 

BURDA

Gün başladı aniden :s
içimden sessiz sessiz çığlıklar atıyorum
nasıl da uyandım

Altın harfler..
adım adım..
adımın harfi ...
adım adım..



yatağımda yatan küçük adam yalanarak baktı yuzume noluo diye :s
ah oglusum dedim bilsen,,

allaaaam

gittim gelicem

oow mi goddd
godddd
god!

.)

xX

7.02.2012

turkiya :(


turkiya artik maalesef :(
TÜRKİYE CUMHURİYETİ sayelerinde nerelere geldi..

eksiSozluk'tur, dogrulari soyler :/

"..kopek cok buyuk bir sorumluluk gerektirir.
Yaklaşık 15-20 sene boyunca nereye giderseniz gidin onu da yanınızda goturmeniz gereklidir, yoksa size kuser, bi daha oyunlar oynamaz, yemek yemez..
belli bi sure sonra duzelir ama yine de kalbi kirilmistir..
bir insan gibi sefkat bekler, sevgi bekler, her sabah ve her aksam olmak uzere birer saat gezdirilmek ister,
malum cis kaka ihtiyaci vardir..

ps: oooi annesinin kuzusu yeter ki o dilesin,
gucumun yetmedigi yerlere de uzaniriz biz Allah baba yardim eder ki .)

Allah uzun ömürler versin herkesinkine .)

Ayşe Arman - 04.10.1998
başrolde Işılay Saygın,


ben ne zamandir diorum ki isilay saygin diye bi kadin vardi, kimdi o yaa
hic aklima gelmedi netten bakmak,
keske bakmasaydim,
nasil bi dusukluktur soylemleri,
nasil dusuk demeclerdir,
nasil dusmektir,
bok atmaktir,
insanliktan cikmaktir,
bakiniz,,

" ..‘‘Bekaret kontrolüne götürüldükleri için intihar edeceklerse etsinler!''
‘‘Ben bekaret kontrolünün kaldırılmasına karşıyım.''
‘‘Kızım seni kontrol ettiriyoruz, seni mahkum ederiz, rezil olursun, şudur budur deyip caydırıcı olman, onu disipline etmen lazım.''
‘‘Evlilik şart tabii, öyle cinsellik olur mu, herkes önüne gelenle yatacak. Bir kere toplumun değer yargıları var.''


‘‘Hapis cezası zina suçunun işlenmesinde caydırıcı olacaktır.''


‘‘Çünkü hapse attığında dünya alem onun bu işi yaptığını, eşini aldattığını, toplumun değer yargılarına önem vermediğini öğrenecek ve kamuoyuna rezil olacak, bir daha da böyle bir şey yapmayacak''.


Neşe Düzel röportaji;
‘‘Tecavüze uğrayan kadının, Türk toplumunda evlenme şansı yoktur.''


‘‘Herkes kız-oğlan-kız ister. Öğle değil mi?''


‘‘Tecavüz edeni asmalı.''


‘‘Kirletilen kızlarımız ortalıkta kalıyor. Bunların evlenme şansı yok, sahip çıkmak zorundayız. İdam cezası tecavüz edenlere en uygun cezadır''.

14/10/1995 - 
HÜRRİYET GAZETESİ
‘‘Kirlenen kızı kim ne yapsın?''


hangi toplum, hangi deger ve hangi yargilar acaba?
sen kimsin be isilay?
anne olduysan yazik kizina/ogluna,
farketmez kiz/erkek,
yahut teyze/halaysan yegenlerine


evet cok geriden geliorum ama ulkede isilay saygin diye bi gercek varmis :s
hani gocunmadim/gocunmadik degil,
de hadi bizi gectik egitimli kadinlariz, mali mulku olan kadinlariz,
kimimizin ahlaki degeleri kendine gore,
kimimizin nerdeyse yok,
kimimizin yok,
ama,
sana neee
kime neee
giren cikan ne sizlere be isilay&turevleri?

"Gözlerini gözlerime dikmiş.
Kaçırıyorum yine buluyor.
Sen bana dokunuyorsun! dedi.
Yüreğimde bir yerleri acıtıyorsun. Ama anlatılmaz güzellikte bir şey.
Tanrım bir şey olsa. Aygaz kamyonu filan geçse. Aniden ceviz iriliğinde dolu yağmaya başlasa. Bu romantik ortamın içine etse. Ne oldu bu kıza, neler söylüyor.
İyi ki varsın. İyi ki. Neye benziyor biliyor musun? Eskiden kaldığım yurtta camlar, içerisi dışarıdan gözükmesin diye beyaz yağlı boyayla boyanmıştı. O boya tabakasındaki küçücük bir delikten bakınca dışarıyı görüyordum ben. Hele baharda öyle güzel gözüküyordu ki. İşte seninle olmak, o bembeyaz ya da siyah şeyin ortasında küçücük bahara bakan deliği bulmak gibi.
* * *
İşi şamataya boğmalıyım, yoksa fena olacak. Bu havada hayatta dolu yağmaz. Aygaz kamyonunun filan geçeceği de yok. Kız resmen yerli film replikleri atıyor. Hayır, ben ters adamım inanıveririm, dökülürüm, aşık olurum, betonlara çakılırım, asıl benim canım acır. Yerli film. Oradan saçmalamalıyım muhabbette. En Ayhan Işık sesimi kullanarak hınzır bir ifadeyle ona Belgin Doruk, muamelesi çektim. Misilleme olarak Yeşilçam öykülerinin değişmez repliğini attım.
Bırak bu lafları, kaç para istiyorsun onu söyle? On bin, yirmi bin?
Esprime çok güldü. Güzeeel. Ardı arkasına zincirler, konuyu dağıtırım gülmesi bitince.
Bu da senin numaran dedi.
Zırhın delinsin istemiyorsun. Hesapta hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun. Aslında sana göre hayat o kadar ciddi ve acıklı ki. Böyle numaralar yapmana gerek yok, koyver gitsin kendini!
Gözlerime anne anne bakıyordu.
Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da bayan dedim, Ayhan Işık sesimle. Dedim ama mümkün değil. Saatlerce bana inanılmaz sevgi sözcükleri sıraladı. Ben ise ona yerli filmlerin değişmez repliklerinden attım durdum.
* * *
Sırasıyla Necdet Tosun, Sami Hazinses, Cilalı İbo, Turist Ömer, Ediz Hun...
Hatta bir ara ayağa kalkıp:
AYGAAAZ diye bile bağırdım.
Sözünü ettiği yağlı boyadaki küçük delikten zırhımı açmasına asla izin vermedim. Yıkılmadım yavşamadım. Kendimi asla açmadım. Erkeklik gururuma değmesindi yağlı boya...
Korkulacak bir şey yok, dedi.
Ben sana ne yapabilirim?
Çok şey dedim.
Çok şey.
Derken kendi sesimi kullandığımı fark ettim. Hemen kendimi toparlayıp Ediz Hun, Ayhan Işık, Figüran Osman ve Erdal İnönü sesiyle ayrı ayrı üç kez...
Çok şey... demeye çalıştım.
Ama üçünde de kendi sesim çıktı.
* * *
Sonra...
Sonra yine yerli filmlerdeki gibi takvim yaprakları uçuştu. Ben onu hiç aramadım. Bir gün aklıma fena düştü, aradım. Aslında aramadım. Telefonu açtım. O alo, alo dedi, ben sustum. Aniden...
Susarken bile Ayhan Işık taklidi yapıyorsun! dedi.
Anlamıştı. Aslında belki de tek sorun, gerçekten anlamasıydı.
Ne fena değil mi? diye sürdürdü.
İnsan hep çok sevilsin diye uğraşır. Sevilince de ödü patlar!
Sustum...
Belki de sen haklısın. O zırh ne kadar kalın olursa, o kadar iyi ama artık arama olur mu? Ve sakın üzülme. O öyle nalet bir zırh ki, sen bile içeriden delemezsin.
Yine sessizlik.
Derken, Belgin Doruk gibi son cümlesini söyledi:
Hesapta kendini koruyordun, ama yine acı çekiyorsun. Boşver. Ne diyorlardı? Gençsin unutursun.
* * *
Genç miydim, unutur muydum?
Telefonu kapadım...
Sokağın köşesinden, yırtınarak bir aygaz kamyonu geçip gitti...
AYGAAZ!"

kim kime yazmissa yuregine saglik ,
calinti icin ozurler dilerim :/



Ayşe ARMAN'dan gelioOo;

"..- 95 ve sonrasında doğdukları söyleniyor.
O kadar sakin ve huzurlu görünüyorlar ki, kristal çocuklara otizm ya da "Asperber" teşhisi konulabiliyor. Gözleri ve bakışları hemen dikkati çekiyor. Derin derin bakan iki çift göz.
Mıktanıs gibi çeken bir kişilik.
Son derece sevecen ve mutlu çocuklar bunlar.
Geç konuşmaya başladıkları söyleniyor.
Müziğe karşı eğilimleri var.
Konuşmaya başlamadan şarkı söyleyebiliyorlar.
Affediciler.
Paylaşımcılar.
Doğaya ve hayvanlara düşkünler.
Şifacı yetenekleri olduğu söyleniyor.

Vejetaryen yemekleri ve meyve sularını, normal yemeklere tercih ediyorlar.
Kristal ve kayalarla ilgileniyorlar...


Siz inanıyor musunuz bütün bunlara?
- Ne inanıyorum, ne inanmıyorum! İlgiyle takip ediyorum.
Ve gülümsüyorum.
Ben, yeni çocukların algılarının yüksek olduğunu söylüyorum, o kadar.
Bunu bir hekim olarak her gün gözlemliyorum.
Bebek, genellikle 7 ila 10 günlük olunca gelir bana, ondan sonra birinci ayın sonunda.
Bir aylık çocuk, gözümün içine bakıyor.
İnanmayacaksınız ama "Ağzını açar mısın lütfen, bakmam lazım" diyorum, sanki anlıyormuş gibi açıyor. Aynı şekilde, "Aşı yapacağım, canını acıtacağım. Mecburum. Ama senin sağlığın için iyi" diyorum, yine "o seni anlıyorum" bakışı. "Madem öyle yap hadi" der gibi.

Müthişler. Yeni bebeklerin algıları gerçekten güçlü.
Ben sadece bunu söylüyorum. "

kristal bebekler varmis, 
cok guzellermis,
hassaslarmis,
sakinlermis,
cok da mutlularmis,

biz olamadik kristal,
ona yanarim..

.)

2.02.2012

:'(



http://www.facebook.com/photo.php?fbid=141987065920319&set=a.109014082550951.9445.100003270787832&type=3&theater

lutfen :(
dogru mudur bilmiorum ama eger dogruysa, her paylasimda yardim edilecekse..

sabah sabah ağlattı :'(

1.02.2012

aşk..

"Hani çapkın erkekler vardır;
hali vakti yerinde, karizmatik, kendinden emin tavırlı...
Daha bir kaç dakika önce boyacı oğlanın "bir adam boyu aşağıdan" alelacele parlattığı ayakkabılarının aksine yüreklerinin cilası pek bir sönüktür.

Bu cila eksikliğinden olsa gerek "aşk"a ve benzer samimiyetlere inançlarını çoktan kaybetmişleridir.
Zira duygusallığı zayıflıkla eş tutar, şiddetle gereksiz bulurlar.

Bu yüzden olsa gerek bir yandan kendilerine sorun çıkartmayacak "kolay partner" kadınlar bulurken,
öte yandan da gizliden gizliye; "baş kaldıracak", "baş eğmeyecek", parayla pulla "baştan çıkarılamayacak" birinin özlemiyle bekleşir dururlar.


Karşılarına böylesi çıkınca yapacaklarının "ne" olduğunu kendileri de kestirememekle birlikte müthiş ihtiyaçları vardır her şeye "evet" demeyen,
paranın açamadığı "ketum" yanları olan "zor" kadınlara...


Yani, atılması kaçınılmaz plastik bardaktan tatsız-tuzsuz çay içerken,
akılları hep ince belli cam bardaktan adam gibi çay içmektedir aslında,
ama bir türlü olamaz...


"Niye" derseniz, alternatifleri çoktur;
sarışınlar, esmerler, kumrallar...

Her iş seyahati, her toplantı ve her yeni iş bağlantısı başka kadınlar demektir.
Kolay değildir onların da işi, Allah yardımcıları olsun!


Hadi yürekte "tencere dibi" tutmuşluğu kadar, istemeden de olsa az biraz "hislenebilme yetisi" kaldıysa,
ve aralarında nadiren rastlanabilecek bu etkiyle kazara sevmeye kalksalar bile;

Onlardan öyle "Julia Roberts"ı kolundan tuttuğu gibi atının terkisine atan Pretty Woman'ın sırılsıklam iş adamı "Richard Gere" tavrı beklemek de büyük yanlış olur.

Evlilik ya da ciddi birliktelik için kendilerine yakışır statüde bir kadın tercih edeceklerdir,
e tabi haklı olarak (!).


Haklarını yememek lazım iş hayatları başarılıdır.
İş birliklerinde net ve somut sözlerle elle tutulur katkılar isterler.
Bahaneler, nedenler, mazeretler onlar için sonuçlar kadar önemli değildir.


Tebrik edilesi başarılarının farkındalığıyla, açıkça “üçüncüyü, dördüncüyü görelim” demeseler de, arar durur gözleri "birinci" olduklarından çok ama çok emin…
Öte yandan ne kadar çok şeye sahip olsalar da içten içe mutsuz ve kaygılıdırlar…
İltifatları sahtedir mesela, günde kaç kadına “çok güzelsin” dediklerini, kaçına “çok özel” hissettirdiklerini, kaçına “yıllardır aradığını bulmuş” hissi verdiklerini hatırlamazlar bile.

Çünkü onlar “o bakışı” öyle benimsemiştir ki mahallenin manavına bile “aradığım sendin” türünden baktıklarını kendileri de bilmezler.

"Aşk"ı havada, karada, yağmurda rüzgârda bulacağına yürekten inanan kadınlarsa "her sırlarına kadir” arkadaşlarına fısır fısır anlatmaya başlamışlardır bile bu bay ka(ri)zmayı;

“Elimi tuttu”;
“Nasıl karizmatik, bakışlarını görmeliydin!”;
“Galiba o da âşık, yüzüğü yoktu ama evli bile olsa mutsuzdur zavallıcık!”

“Etrafındaki türden kadınlardan bıkmış olmalı, gözleri farklı birini arıyor sanki!”;
“Sorunlarımla nasıl da ilgilendi.”;
“O kadar önemli biri niye bana bu kadar zaman ayırsın, işi gücü başından aşkındır”;
“Yine görüşelim dedi, arar değil mi?”....

Oysa "bay karizma" günde kaç kadına “yine görüşelim” der,
kaç kadını “dinler gibi” yapar,
kaçının sorunlarına eğilir,
kaçına değerli vaktinden çaldırabilir ve kaçıyla verilmiş mutlu pozları vardır?


Bir türlü anlayamaz zavallı kadıncağız ya da
“özel bir kadın" olduğunu hissettiği bu rüyadan uyanmak işine gelmediğinden
bir süre daha kandırır kendini…"

"Gece, uzun siyah kirpiklerinin arasından ölümü çağıran gözlerini gri bulutların üzerinde gezdirdi.
Aşağıda , dağın eteğinde süt kuzularıyla oynayan ikiz kardeşi Gün'e iç geçirerek baktı.
Gece'nin uzun siyah saçları, gür kirpiklerinin ardında kimsenin bakmaya cesaret edemediği kapkara gözleri ve sert bir çehresi vardı..
Neredeyse hiç gülmezdi..
Asık suratlı değildi, sadece gülmeyi pek sevmezdi..
Güzeldi ,hem de çok güzeldi.. Buna rağmen hep yalnız gezerdi.
Kardeşi Gün, Gece'nin tersine narindi..
Güler yüzlüydü..
Beyaza çalan sarı saçları, solgun çehresine yakışan iri mavi gözleri vardı..
Genç ,yaşlı,büyük ,küçük herkes Onu çok severdi..
O dışarı çıkar çıkmaz, çocuklar dışarı fırlardı..
Yaşlılar onu görünce, kapının önüne çıkardı hemen.
Onun herkese enerji veren bir hali vardı.
Gençler, sevgililerini sadece Onun yanında görebilirdi.
 O hep kalabalıklar arasındaydı, hep neşeli..
İçin için Onu kıskandığını düşündü..
Dışarı çıkmak için bile Onun eve gelmesini beklemesi gerektiğini biliyordu..
Bu yazgıya onları mahkum eden olayı anımsadı bir an..
Kaşları çatıldı.
"Birazdan gelir" diye geçirdi içinden.
Hazırlanmaya başladı.
Siyah elbisesini örten siyah pelerinini giydi.
Kapının önünde karşılaştılar Gün'le.
Yaz aylarında hep böyle olurdu..
Gün saatlerce dışarda kalır, Ona ise kısa saatler bırakırdı..
Mevsimleri bölüşmüşlerdi..
Gün , zayıftı, narindi.
O yüzden sıcak yaz ayları Onun, soğuk kış ayları ise Gece'nindi..
Ne de olsa gece güçlüydü.
Dışarda kimseler kalmamıştı..
Sanki heryer Onu görünce bir anda boşalıyordu..
Evlerin kapıları kapanıyor, perdeler çekiliyor, çocuklar eve çağırılıyordu.
Gece'ye arkadaşlık edecek bir kaç umutsuz aşık, bir iki sarhoş, hırsız ve dertli insandan başka kimse kalmıyordu..
"Müptelayı dert" dedi kendi kendine Gece...
Gökyüzüne baktı.
Elini kaldırıp ayın yüzüne şekiller çizdi..
Beğenmedi çizdiklerini, karaladı..
Ay gökte hilaldi artık.
Kayalıkların yanına oturdu..
Denizi izledi..
Gün yanındaykem ışıldayan suların, Onu görünce korkunç görünmesi içini burktu biraz..
Tam arkasında bir ayak sesi işitti..
Genç bir adam..
Adam, Gece'ye yaklaştı, "beni sakla " dedi.
Gece, sebebini bile sormadan genç adamı pelerinini altına aldı , gizledi.
Arkadan birkaç adamın sesi daha duyuldu:

-Şimdi burdaydı,nereye kayboldu yine.
-kesin kayalıkların orda bir yerde yine.
-Oraya inilmez şimdi. Çok karanlık..
-Dönelim, sabah buluruz nasılsa.

Adamlar gittiler..
Genç adam pelerinin altından çıktı.
Minnet dolu gözlerle Gece'ye bakıp "Sağol" dedi.
Gece, hiç bir şey söylemeden baktı adama..
Alışkındı pelerinin altında gece kaçaklarını saklamaya.
Ağlamaya başladı Genç Adam..
Gece onu utandırmamak için yüzüne bile bakmadı adamın, hiç birşey sormadı..
Adam saatlerce ağladı, ağladı..
Sonra ayağa kalkıp ,elini geceye uzattı ve "Gel" dedi.
Gece ve Genç adam, adamın evindeydiler..
Genç adam, masadaki kullanılmış bardakların birine içki doldurdu ..
Sonra bir daha, bir daha.
Adam içtikçe, renkler, şekiller bir birine karıştı .
Gece, artık aşık olduğu kadındı genç adamın gözünde..
"Layya" dedi adam.. "Layya..."
Yağmur başlamıştı..
Gece, yagmura eşlik eden rüzgarın sesiyle dans ediyordu..
Saçları uzadıkça uzuyor, adam içtikçe içiyordu..
Gecenin saçları ve içki, adamı sarhoş etmişti..
Adam , Gecenin elinden tuttu..
Yatağa uzandı.. "Layya " dedi bir kez daha..
Genç adam, Gece ve Layya aynı yataktaydı..
Gece , soğuk bir yorgan gibi örttü adamın üzerini..
Adamın elleri gecenin saçlarında dolandı, gecenin dudakları adamın dudaklarında..
Gece , genç adamın tenini okşadı, adam sayıkladı sadece "Layya."
Saatlerce seviştiler, Adam, Gece ve Layya..
Gece, adamın kasıklarında parçalandı..
Adam haykırdı sadece saçlarından tutup gecenin "Layya...."
Artık gitme zamanı geldiğini hissetti Gece..
Toprak uyanmaya başlamıştı. Pelerinini giydi..
Dönüp bir daha adamın yüzüne baktı, onun bir bebek gibi uyuyuşudan garip bir huzur duydu..
Sonra geldiği gibi sessizce ortadan kayboldu..."

bu yazı yıllar once, sessizsedasizbiri.blogspot.com 'daydi..
kim oldugunu bilmiyodum,
hala da bilmem..
arada dusunurum onu,
cok guzel bir kadin oldugunu bilirdim,,
blogunu kapatmadan once, bi kac satir sohbet etmistik,,

sonra gitti..

ve ben tapardim yazdiklarina..